Ana Sayfa / Köşe Yazıları / Arzu Etmekten Korkmayınız!

Arzu Etmekten Korkmayınız!

…Evet, gün boyunca çevremizdeki insanlardan, iç dünyamızdan yeterince çok dilek ve arzular duyuyoruz. Peki, bunları gerçekleştirmeyi düşünüyor muyuz?! Ne yapıyoruz? Sorunun çözümü konusunda nasıl, bununla ilgili bir şeyler düşünüyor musunuz? Çaba göstermeyi planlıyor muyuz? Eğer cevabımız “hayır” ise ne düşünüyoruz? Neden özen göstermiyoruz? Acaba bize engel olan nedir? İşte asıl sorun bu. Anlıyorum, başarısızlığa uğramaktan korkuyoruz, endişeleniyoruz. Ancak bu başarısızlığın arkasında bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz, daha doğrusu bilmek istemiyoruz. İşte her şey isteğimizin olmamasından kaynaklanır. Bu konu, son derece enteresan konulardan biri. Çözüm yolları var mı, var ise nelerdir? Ne yapabiliriz? Daha doğrusu neler yapmak gücündeyiz? Bu defaki makalemde bu konuları incelemeye çalışacağım.

Hepimizin belli sorunları vardır. Ancak bir hususu ve başlıca sorunlardan birinin altını özellikle çizmek istiyorum. Bu, sorunun çözüm yolunu bilmemiz ve bildiğimiz halde çözümü için çalışmamamızdır. Evet, doğru okudunuz? Sorunun çözüm yolunu biliyoruz, ancak bir sonuç almak için hiçbir şey yapmıyor, bir adım bile atmıyoruz. Buna dair yaşanmış bir örnek vermek isterdim; herbirimiz kendimize yakın saydığımız birisiyle sorunlarımızı paylaşıyoruz. Bunu sembolik olarak A ve B şeklinde işaretleyelim.
A: Falan filan sorunum var, diyor.
B: Böyle olursa, daha iyi olur, diyor.
A: Evet, onu biliyorum, başka ne yapabilirim? Daha neler neler yapabilirim? Ne gibi seçeneklerim vardır?

Tüm bunları bilirken, sayısız hesapsız “başkalar” arıyoruz. Aklımızda tuttuklarımızdan en az birini gerçekleştirmeye çalışsak, büyük değişiklik olabileceğini söylemek doğru olurdu. Öyleyse, aklımıza şöyle bir soru geliyor, “madem biliyoruz, neden yapmıyoruz?” Hangi iç ve dış güçlerdir bize engel olan?

Belki de “yine aynı konular, yine iç güçler, yine, yine, yineler…., diye düşüneceksinizdir. Siz ne düşünüyorsunuz, kendimize gelmenin zamanı henüz gelmedi mi? “Bugün yok, işim var, yarın da olmaz, yok, hevesim yok, bir başka zaman mutlaka, ya da dersten (işten) sonra, yarın yaparım.” Bu yarınlar ne zamana dek devam edecektir? İşten (dersten) sonra diyoruz, derste (işte) arkadaşlarla belli bir ortak görüşe varıyorsunuz ve onu (düşündüğünüzü) yapma fikrinden vazgeçiyorsunuz. Yapmayı düşündüğünüz geri plana, arkadaşlarınızla aldığınız ortak karar ise ön plana geçiyor. Bu yarınlar ne zamana dek böyle devam edecektir? Yarın, yarın, yarın yaparım… bu yarınlar bu şekilde uzayarak negatif sonsuzluğa dek gider. Peki, biz ne kazanıyoruz?, diye sorduğunuzda şöyle bir cevap alıyorsunuz; Kesinlikle büyük, son derece büyük bir hiçlik, boşluk, zaman kaybı.

Her bir insan hayatında hiç değilse bir defa bu tür bir olay yaşamıştır: “Keşke bunu zamanında yapsaydım”, dediğimiz olayları yaşadık. “Keşke bunu o zaman yapsaydım”, dediğimiz durumlar da tabii ki oldu…”. Evet, böyle haller de olur, çünkü bir fırsat kavramı vardır. 3 şeyin geri kazanılmasının mümkün olmadığının anlatıldığı bir özdeyiş vardır; fırsat, zaman, söz. Fırsat, bir sözü söylemek veya bir işi yapmak için elverişli an, uygun zaman, durumdur. “Kanatlı bir kuştur fırsat ezelden”, diyor deha sahibi Samed Vurgun…

Muhtemelen, normal bir ortam mevcut değilse, bunu nasıl yapabilirim?, diye bir soru ortaya çıkabilir. “Evet, istiyorum, ancak elimden hiçbir iş gelmiyor, ne yapayım?” Bana bağlı değildir bu, ben yapamam, benim hiçbir suçum yok, sadece durum böyledir, bir türlü yapamıyorum”, gibisinden sözleri sık sık duyuyoruz. Bir defada, beş defada başarılı olunmazsa, sonuçta, bir kaç denemeden sonra mümkün olur”, diye düşünüyorum. Neden denemekten korkarız? Neden başarısızlığa uğramaktan korkarız? Çünkü başarısızlığın başarının tohumu olduğunu bilmiyoruz. Bu konuyu geniş şekilde ele alırsak, etiyolojisi çocukluk çağına kadar gider. Konuyu çeşitli yönlerden ele almak mümkündür. Bu da tamamen farklı ve geniş kapsamlı konudur. Sadece söylemek istediğim şu; başarısızlıktan korkmamalı, kendimizi hayal kırıklığına kaptırmamalıyız. Başarı, her gün biriktirilen küçük denemelerin sonucudur, diye bir özdeyiş hatırlıyorum. “Hayatta hep zirveye doğru ilerledi, asla “iniş” nedir bilmedi, diye bahsedebileceğimiz bir insan yok. Çok uzakları aramayalım, milyonlara, milyarlara sahip olan insanların hayatlarına şöyle bir göz atarsak, bu makama gelinceye kadar hangi yollardan geçtiklerini, ne gibi yenilgilere uğradıklarını, başarısızlıklarla karşılaştıklarını görebiliriz. “Yıkıldıysan, bu hala teslim olmak değildir veya başarısızlık anlamına gelmez. Gerçek başarısızlık yıkıldıktan sonra bir daha ayağa kalkamamaktır”, diye bir deyim vardır.

“Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır”, diye bir deyimi hatırlatmak istedim. Dolayısıyla emek vermeden herhangi bir işi gereği gibi çözebilen, rayına oturtabilen bir insana rastlanmamıştır. İflas etmeyen hiçbir milyoncu, milyoncu olmaktan, o duyguları açık, rahat bir tarzda anlatamaz. Her birimiz günlük yaşamımızda başarısızlıklarla karşılaşıyoruz. Çağın en önemli konularından biri işsizlik. Şunu ifade etmek istiyorum, yaşadığımız dönemde yalnızca diploma almak işe alınmak için yeterli değildir, belli bir yabancı dil bilmemiz de zorunludur. Aslına bakarsak, bu da tamamen başka bir tartışma konusudur.

Diplomadan söz etmişken, “neden doğru karar alamıyoruz?”, diye sorsanız, ihtiyaç ve zorunluluk kavramlarının mahiyetini, farklı görüşler olduğunu bir türlü anlıyamıyoruz”, desem, hata yapmam bence. Şu da bir gerçek ki, günümüzde öğrencilerin %90’ı diplomayı zorunluluk, eğitimi, öğrenmeyi ise ihtiyaç olarak görmektedir. Şunu kabullenelim; “Boş ver eğitimli, bilgili olmayı, esas olan diplomadır, diploman varsa, gittiğin her yerde, yolunda yeşil ışık yanar, kolaylıkla iş bulursun”, gibisinden sözler sık sık söylenir. Tam bu sırada kişisel gelişimle ilgili “Zengin Baba, Fakir Baba” kitabının yazarları Robert Kiyosaki ve Sharon Lechter’dan örnek vermek isterdim. Adı geçen kitapta şöyle yazılıyor: “Günümüzde çocuğa verilebilecek en tehlikeli tavsiye “okula git, iyi oku, iyi notlar kazan, kendine daimi iş bul”dur, bu çocuğa verilecek en tehlikeli tavsiyedir”.

Bana öğle geliyor ki, başarılı olmanın yollarını benimsemek için öncelikle başarısızlık kavramının mahiyetini anlamamız gerekir. Daha önce de belirttiğim gibi başarısızlıkla karşılaşmayan bir insan hiç yok. İnsanların başarısızlıklarını hazmedememesi nedenlerine dikkat çekmek isterdim. Bu tür insanlarla ilgili incelemeler yapmaya kalkışsak, benzer özellikleri aşağıdaki aile tiplerinde büyüyen çocuklarda görebiliriz:

1. Ailenin tek evladı olup şımarık büyütülen çocuklar,
2. Kız kardeşlerin, tek erkek kardeşi olanlar veya erkek kardeşlerin, tek kız kardeşi olanlar.

Bu görüşüm tabii ki tüm aileleri kapsamaz, ancak ne yazık ki çoğu ailelerde durum bundan farklı değildir. Bu arada şımarıklığa dikkat çekmek isterdim. Evet, şımarıklık… Onlar, çocukluklarında serbest, istediğini yapan, daha çok şımartılan, istek ve arzuları hep yerine getirilen çocuklardır. Dolayısıyla ebeveynler çocukların isteklerinin çoğunu yerine getirir, onları rahat, komforlu, sıkıntıdan uzak bir ortamda büyütürler. Bunun nedenini sorduğumuzda “ben çocukken kısıtlamalarla büyüdüğüm, sıkıntı içinde yaşadığım için evladımın bu şekilde büyümesini istemiyorum”, diye cevap veriyor. Konuyu bu açıdan ele almak, aslında iç açıcı bir olay sayılamaz ve olumlu sonuçlara götüremez.

Bazan da öyle ebeveyn vardır ki “hayır” deyip çocuğunu kıramıyor. Bu gibi durumlar sık sık yaşandıkça daha sonra da peşpeşe sorunlar çıkıyor. Zaman zaman “hayır” demek de ihmal edilmemelidir. Her şey rahatça, kolayca, tek girişimle çözümlenecektir, diye bir yargı söz konusu olamaz. Böyle bir ortamda, bu tarzda büyüyen çocuklar hayatın sonraki aşamalarında da her şeyin bu şekilde devam edeceğini düşünmekte, ebeveynlerinin kendilerine yaptıkları muameleyi diğer insanlardan da beklemektedirler. Bu böyle olmayınca, diyelim ki, tam tersi bir durum söz konusu olunca, beklemedikleri bir durumla karşılaşmış oluyorlar ve büyüdüklerinde, bağımsız şekilde karar verme anı geldiğinde, kararsızlık, serbest fikir üretme, bir işi kimsenin yardımı olmadan sona erdirmenin gerektiği durumlarda bunu ne kadar başarabilecekleri büyük bir soru işareti doğuruyor. Onlar, hayatta başarı kazanamadıklarında veya herhangi bir işin üstesinden gelemediklerinde eksiklikleri bir başkasında arar, ilgilendikleri sorulara cevap bulamadıklaında ise hayal kırıklığına uğrarlar ve bir sonraki defa o işi tekrar yapmazlar. Gelecekte bu gibi durumlarla karşılaşmamaları için onlara çocuk yaşlarından başlayarak her şeyi basit bir dille anlatarak pozitif yönde büyümelerini sağlamak gerekir. Yukarıda belirttiklerim, konuya psikolojik bir yaklaşım örneğidir.

Çoçuklarının her bir sorununu çözen ebeveynler, çocuklarının kendi sorunlarını kendilerinin serbestçe çözmesine fırsat tanımadıkça, onların kendi ayakları üzerinde durmalarını nasıl sağlayacakları konusu belirsiz hale gelir. Onlar gelecekte nasıl aile reisi olacaklardır? Hangi özelliklerinden dolayı sonraki kuşaklara örnek olacaklardır? Gerçekten olabilecekler mi? Bunu zaman gösterir… Bu, gerçekten zor bir soru. İşte bu yüzden de gelecekte bu tür zor sorularla karşılaşmamak için tedbir almanın zamanı gelmiştir…

Hadi, öyle yapalım. Sen, evet, sen. Bu yazıyı artık okudun. Az önce olduğun yerden harekete geç, hayalindeki bir işin gerçekleşmesi için bir şeyler yap, asla durma, bekleme. Saate bakma, daha geç değil, endişelenme. Hemen başla. Korkma, başla, en ufak bir işten başla, çaba sarf et, kendine güven! Başkaları, çevren bile sana güvenmese, sen kendine güvenmekten yorulma, usanma. Kendine güvenmekten yorulmadıkça, kendini zafer kazanmış gibi hissedeceksin. Önemli olan hissetmektir. Hissediyorsan, zafer kazanacağın gün o kadar da uzakta değildir, demek. Yeter ki buna inancın tam olsun ve harekete geç. Şu gerçeği de ifade etmek istiyorum; insanın içten istediği bir şeyin gerçekleşmesine herhangi bir dış güç engel olamaz, kararından alıkoyamaz. Evet, yeter ki istesin. İnsanoğlu, istediği her bir şeyi gerçekleştirme gücüne sahip bir varlıktır. Bu güç her birimizde mevcut. Yeter ki bunu gün yüzüne çıkabilelim. Dağlar kadar muazzam görünen arzular, bir anda nokta kadar küçülebilir. Önemli olan bakış açımızın değişmesi. Sorunu kendimizden aşağıda düşünelim, o zaman yüksekten bakınca dağ büyüklükte olduğunu hayal ettiğimiz sorunu küçük bir nokta gibi göreceğiz.

“İstemek, elde etmenin yarısıdır.”, ilkesini benimseyerek hep harekette olma dileğiyle sevgili okuyucularım.

Fatimehanım Gasımova
Bakü Devlet Üniversitesi
Sosyal Bilimler ve Psikoloji Fakültesi
4. sınıf

Bu da var!

Hayat’a Renkli Tarafından Bakın!

Günlük yaşantımızda hepimizin hayatında iyi veya kötü durum/olaylar olabiliyor. Kritik olan bu iyilik veya kötülüklerin …

7 Yorum

  1. Hep sabit kaldığım için belkide birçok şeyi kaybettim. Kovalamaktan çekindim işlere atılmaktan çekindim bu beni ileri yerine dahada geriye götürüyordu. Teşekkür ederim 🙂

    • İnsa hata yapmaktan korkduğu için bir çok şeyi iptal eder ve ya erteler.Oysa bu tür şeyleri mücadele yapmakla geri kazanmak mümkün. Basarılar 🙂

    • İnsa hata yapmaktan korkduğu için bir çok şeyi iptal eder ve ya erteler.Oysa bu tür şeyleri mücadele yapmakla geri kazanmak mümkün. Basarılar 🙂

  2. Ertuğrul Filizay

    Hep istiyor insan zaten bence arzu etmeme gibi bir sorun hastalık vs olabilir mi ki

    • Evet, aynen oyle. Böyle bir deyim vardir- Arzudan arzu doğar. Bir arzudan başka bir arzu doğar. 🙂

  3. önemli bir makale arzu etmek tabi ki önemli…

  4. İnsan arzu etmeden yaşayamaz. İyi şeyleri arzular hep zaten arzulardır bizi hayat yorgunluğundan saklayan..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir