Bağlanma Nedir? Psikopatoloji ile İlişkisi Nasıldır?


Yaşamın erken dönemlerinde belirlenen ve süreklilik gösterdiği düşünülen bağlanma biçimi, kişinin diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsünü şekillendiren bir fenomendir. Her bir bağlanma biçiminin klinik görünümleri farklıdır, ileriye ve geriye dönük fenomenolojik yansımaları vardır. Kişinin başka bir kişi ile yakın bir ilişki kurup kurmadığı ve bu ilişkinin destekleyici ve koruyucu özellikler taşıyıp taşımadığı, hayatının her döneminde ve yakın ilişkilerde gözlemlenebilir. Bağlanma kuramcılarına göre süt çocukluğu döneminde güvenli ya da güvensiz olarak bir kez belirlendikten sonra çok az değişkenlik gösterir. Bowlby’nin çalışmalarından başlamak üzere güvensiz bağlanma biçimi daha sonraki yaşam dönemlerinde psikopatolojinin belirleyicisi olarak düşünülmüşken güvenli bağlanma sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilmiştir. Doğanın özgün modeli güvenli bağlanmadır. Güvensiz bağlanma biçimleri olan kaygılı/ikircikli bağlanma anksiyete bozuklukları ve depresif bozukluklarla ilişkilendirilirken, kaçıngan bağlanma davranış bozukluğu ve diğer dışa vuruk patolojilerle ilişkilendirilmiştir. Dağınık bağlanmanın (dezorganize/ dezoryante) ise dissosiyatif bozukluklarla birlikteliğinden sözedilmiştir. Bu yazının amacı, bağlanmayı ve bağlanma ile psikopatoloji arasındaki ilişkiyi gözden geçirmektir.

Anahtar Sözcükler: bağlanma, bağlanma biçimi, psikopatoloji

Bağlanma, “Çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuğun bakım veren kişiyle yakınlık arayışı ile kendini gösteren, özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan duygusal bir bağ.” olarak tanımlanmaktadır.

Bağlanma yalnızca çocukluk ile sınırlı olmayıp yaşam boyunca sürer. Bağlanma sürerken doğası ve ifade ediliş şekli değişir. İlk temel ilişki olan anne çocuk ilişkisi, sonraki yaşam dönemlerindeki bağlanmalar için örnek olur. İlk temel ilişkide ortaya çıkan yetersizlikler ya da meydana gelen aksamalar bağlanmayı olumsuz yönde etkileyecektir. Değişmez değilse de güvenli ya da güvensiz olarak bir kez belirlendikten sonra çok az değişkenlik gösterir. Bu noktada eksik ya da bozulmuş bir bağlanma sürecinin ya da bu sürece neden olan etkenlerin devam etmesinin sonraki gelişim basamaklarına da etkisi olumsuz olacaktır. Bowlby’nin çalışmalarından başlamak üzere güvensiz bağlanma biçimi daha sonraki yaşam dönemlerinde psikopatolojinin belirleyicisi olarak düşünülmüşken, güvenli bağlanma sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilmiştir.

Bu yazı şu amaçları taşımaktadır:

  • Bağlanma kavramını, değerlendirmesini, Bowlby’nin ortaya attığı bağlanma kuramını ele almak,
  • Yaşam dönemlerine göre (çocukluk, ergenlik ve erişkinlik) bağlanmanın kişilerin yaşamı üzerindeki etkilerini saptamak,
  • Bağlanma ile psikopatoloji arasındaki ilişkiyi gözden geçirmektir.

Bağlanma Kavramı

Bağlanma biçimi yaşamın erken dönemlerinde belirlenen ve süreklik gösterdiği düşünülen, kişinin diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsünü şekillendiren bir fenomendir. Bağlanma kuramcılarına göre, süt çocukluğu döneminde güvenli ya da güvensiz olarak bir kez belirlendikten sonra, çok az değişkenlik gösterir.

Her bir bağlanma biçiminin klinik görünümleri farklı farklıdır, ileriye ve geriye dönük fenomenolojik yansımaları vardır. Bunu gözlemek görece kolay olsa da nesnel olarak ele almak çok zordur. Öyle ki gözlemlerin sonuçlarının
ne kadar dış etkiden arınmış olacağından emin olunamaz. Ebeveynlik işlevinin kalitesi, bir ilişkinin diğerini nasıl etkilediği, anne dışındaki önemli kişilerin yeri, ailesel kırılmaların etkisi önemli değişkenlerdir. Bunlarla birlikte
bağlanmanın nasıl ölçüleceği, daha geç işlevlerle bağlantılarının ne olduğu, bağlanma bozukluklarından söz edilip edilemeyeceği önemli sorulardır.

Ancak bağlanma biçimini araştırmanın güçlükleri akılda tutulmalıdır. Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta, çocuklukta güvenli bağlanmanın, daha sonra ciddi yaşam olayları ve duygudurum bozuklukları ile bozulabileceğidir. Bu nedenle bağlanma biçiminin, çocuklukta ve erişkinlikte ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürenler de vardır. Konunun kuramcılarına göre ise yaşamın erken dönemlerinde bakım verenle olan ilişkiyi yansıtan ve kendiliğin ve diğerlerinin tasarımlarını ruhsal yapıda barındıran bağlanma biçimi görece olarak aynı kalmaktadır. ”Kişinin başka bir kişi ile yakın bir ilişki kurup kurmadığı ve bu ilişkinin destekleyici ve koruyucu özellikler taşıyıp taşımadığı, hayatının her döneminde ve yakın ilişkilerde gözlemlenebilir.” denmektedir.

Bağlanmanın Değerlendirilmesi

Bağlanmanın değerlendirilmesinde en güvenilir yaklaşım, klinisyenin kişiyle görüşerek bağlanma biçimini belirlemesidir. En yaygın kullanılan görüşme tekniği; orijinali George ve arkadaşları tarafından 1985 yılında geliştirilen Erişkin Bağlanma Görüşmesi (Adult Attachment Interview)’dir. Erişkin Bağlanma Görüşmesi aslında çocuklarda gözlenen farklı bağlanma stillerinin nedenlerini anlamak için geliştirilmiş bir ölçektir.

Bağlanma biçimini belirlemeye yönelik pek çok ölçek mevcut olmakla birlikte, bunların büyük kısmının yalnızca güvenirlik çalışması yapılmıştır. Kişinin kendi hakkındaki geri bildiriminin nesnelliğinin düşük olması, bu tür ölçeklerin en önemli kısıtlılığıdır. Öz-bildirim şeklindeki ölçüm yaklaşımı ilk olarak Hazan ve Shaver’ın, Ainsworth ve arkadaşları tarafından ortaya konan üç temel bağlanma stilinin erişkinlikteki romantik ilişkilerde de gözlendiğini öne süren çalışmalarıyla başlamıştır. Bu araştırmacılar, erişkin romantik ilişkilerindeki bağlanmanın çocuk ile ebeveyn arasındaki bağlanmadan farklılaştığını kabul etmelerine karşın güvenli, kaygılı, ikircikli ve kaçıngan bağlanma biçimlerinin romantik ilişkilerde de ortaya çıktığını öne sürmüşlerdir. Hazan ve Shaver’ın çocukluktaki bu üç bağlanma biçimine karşılık gelen üç paragrafın değerlendirilmesine dayalı olarak geliştirdikleri ölçek, çok sayıda araştırmada çok maddeli ölçekler ya da boyutlar olarak farklı biçimlerde kullanılmıştır.

Bir diğer araştırmacı Bartholomew Bowlby’nin öne sürdüğü benlik ve başkaları modellerinin olumlu ya da olumsuz olmasına göre dört temel bağlanma örüntüsü tanımlamıştır.Buradan yola çıkarak yine Bartholomew ve arkadaşları tarafından İlişki Anketi ve İlişki Ölçekleri Anketi, Brennan ve arkadaşları tarafından Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri ölçekleri geliştirilmiştir. İlişkiler Anketi ve İlişki Ölçekleri Anketi Sümer ve Güngör tarafından, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri Sümer tarafından Türkçeye uyarlanmıştır.

Literatürde en çok adı geçen ölçüm aracı Ana Babaya Bağlanma Ölçeğidir (PBI;The Parental Bonding Instrument). Bu ölçek Bowlby’nin bağlanma kuramını temel alarak geliştirilen ilk ölçeklerden biridir. Bowlby, yetersiz/ patolojik ana babalığı özellikle ilgi ve kontrol/koruma boyutlarıyla ilişkilendirmiştir. İlgi terimi, yetersiz bakım verme, bebeğin gereksinimlerini karşılamama, çocuğu küçümseme, eleştirme ya da reddetmeyi içermektedir. Kontrol terimi ise aşırı koruma, bağımsızlığı desteklememe ya da aşırı kontrol etme olarak tanımlanmıştır. Parker ve arkadaşlarının çocuk-ebeveyn bağlanma örüntüsünü ölçmek üzere geliştirdikleri PBI, Bowlby’nin ana baba-çocuk bağlanma ilişkisinde ileri sürdüğü ilgi ve kontrol boyutlarını kapsamaktadır. Ölçeğe göre, yeterli ilgi-aşırı korumama (high care-low overprotection) optimal bağlanma olarak tanımlanmaktadır. Yetersiz ilgi (low care) -aşırı korumama ise bağlanmama ya da zayıf bağlanma sınıfına girmektedir. Yeterli ilgi-aşırı koruma davranışları sergileyen ana babalar da duyarlı kontrol (affectionate constraint) sınıfında yer almaktadır. Yetersiz ilgi-aşırı koruyucu ana baba davranışları ise duygusuz kontrol (affectionless control) olarak sınıflandırılmıştır. Ölçek Kapçı tarafından Türkçeye uyarlanmıştır.

Ağlamanın yeni doğanda bir bağlanma biçimi olduğundan yola çıkan bazı yazarlar bunu psikoterapi ortamında ağlamakla eşleştirip, tanımadıkları ağlama şekillerini tanımlayıp, bu yolla bir gruplandırma yapmayı tercih etmişlerdir. Bu yaklaşım sayesinde erişkin bireyde ne tür bir bağlanma tipinin olduğu, ve bu ne derecede sağlıklı olduğu belirlenmeye çalışılmıştır.

Kavramın Tarihçesi ve Gelişim Süreci

Nesne ilişkileri okulunun öğrencisi olan Bowlby, kuramı çok dogmatik bularak ve psikopatolojinin gelişiminde çevresel etkenlerin göz ardı edildiğini düşünerek Klein’dan ayrılmıştır. Çocuk ve ergen hırsızların yaşamlarını incelerken, bebeklik ve erken çocukluk dönemlerinde annelerinden uzun süre ayrı kaldıkları Bowlby’nin dikkatini çekmiştir. Ardından yaptığı çalışmaların sonucunda çocukların annelerini sadece açlık güdüsünü doyurdukları için
sevdiği açıklamalarına karşı çıkarak, bağlanma kuramını geliştirmiştir. Bowlby’ye göre bağlanma davranışı içgüdüsel bir eğilim olup, temel hedefi, içgüdüsel ihtiyaçların karşılanmasıdır. En etkili davranışsal sistem olup, sosyal ilişkilerin kurulmasında temel belirleyicidir.

Bowlby, bu kuramda nesne ilişkileri kuramı ile Darwin’ci görüşleri bir araya getirmiştir. Yakınlık arama ve yakın ilişkiler kurma yönünde evrensel bir eğilim olduğunu ve bunun bebeklikten itibaren başladığını ortaya koymuştur Bebeğin annesine duyduğu, daha çok doğuştan olan, biyolojik belirteçlerle yönlendirilen, sosyal ilişkilerin başlangıcını oluşturan, emme, gülme, ağlama, izleme, çağırma, arama, bekleme gibi davranışlarla kendini gösteren ve gelecek ilişkiler için şablon niteliği taşıyan bir ilişki tanımlamıştır. Evrimsel olarak temel işlevi korunma olan birincil bağlanma ilişkisi yedinci ay civarı gelişir, yakınlık arayışı ile belirginleşir ve güvenli yer olgusu ile sonlanır Güvenli yer olgusunda bağlanma davranışı ile keşif davranışı arasında karşılıklı bir ilişki vardır ve ayrışma ve duygusal otonomiye doğru ilerleyen bir süreçtir. Ayrışma evresinde (mutual regülasyon) bebekten gelen sinyali bakım veren gözden kaçırsa bile bebek uyarmaya devam eder. Ko-regülasyon ve mutual regülasyon dönemlerini izleyen self-regülasyonun etkinliği ilk dönemlerin etkinliği ile paraleldir. Oluşturulan bilişsel şemalarla bakım verenin ulaşılabilirliği ve ne tür tepkiler verebileceği kestirilir. Süt çocuğu bekleyeceğini öğrenir ve davranışlarını ona göre ayarlar. Bağlanmanın tam olarak biçimlenme süreci ikinci ve üçüncü yıla yayılmaktadır. Bu süreçte bağlanmayı etkileyen diğer etmenler annenin sosyal desteği, anne-baba ilişkisi, babanın geleneksel rolü ve kültürel farklılıklardır.

Bowlby tarafından ilk tanımlanan bağlanma kuramı, Ainsworth ve arkadaşları tarafından geliştirilmiştir. Ainsworth yabancı durum testi ile laboratuar ortamında annesinden ayrılan ve sonradan annesiyle buluşturulan çocukların tepkileri ile güvenli ve güvensiz bağlanma örüntülerini (attachment patterns) değerlendirmiştir. Bunları, güvenli (secure), kaygılı-ikircikli (anxious/ambivalent) ve kaçıngan (avoidant) olarak 3 ayrı gruba ayırmıştır. Bu bağlanma biçimleri kuramın ilk halinde tutarlı-tutarsız, sürekli-süreksiz ve tepkisiz anne tutumlarına karşılık süt çocuğunda şekillenen bağlanma dürtüleridir. Bunlara daha sonra dağınık (dezorganize/dezoryante) bağlanma adı
altında bir üçüncü güvensiz bağlanma tipi daha eklenmiştir ki yönü belirsiz olarak nitelendirilebilecek olan bu tipte kaygı denetiminde tutarsızlık hakimdir. Bartholomew ve Horowitz ise kişinin kendisinin ve başkalarının içsel çalışma modelinden yola çıkarak güvenli, saplantılı, kayıtsız ve korkulu bağlanma biçimlerini ortaya koymuşlardır.

Bağlanma Kuramı

Bowlby’nin bağlanma kuramına göre yeni doğan bebekler, yalnızca onlara bakmaya ve korumaya istekli bir yetişkinin varlığında yaşamlarını sürdürebilirler. Bebekler bakım veren kişi ile etkileşimi sağlamaya yardımcı davranışlar (emme, izleme, gülümseme, ağlama, dokunma) ile donanımlı olarak dünyaya gelirler. Bebeğin doğuştan getirdiği bu özellikleri, bakım veren ile düzenli ve tutarlı bir etkileşim sonucu giderek gelişir. Bağlanma sürecini dönemlere ayırdığımızda; doğumdan 8-12 haftaya kadar olan bağlanma öncesi dönemde bebek annenin uyaranları ile hareketlenir. Çevresindeki kişilere yönelme davranışı gösterir ancak kişileri ayırt edebilme yetisi yoktur ya da çok kısıtlıdır. Bağlanmanın ilk işaretleri 8-12 haftadan 6 aya kadar uzanan ikinci dönemde ortaya çıkar. Bu dönemde bebek anneyi yabancılardan ayırt etmeye ve dikkatini daha çok anneye yönlendirmeye başlar. Bağlanmanın tam olarak gözlendiği üçüncü dönem 6-24 ay arasındadır. Bağlanma davranışı yakınlık arayışı ile kendini gösterir ve küçük çocuklarda bağlanılan kişilerden ayrılma ile belirginleşir. Annenin yokluğunda gerginlik, huzursuzluk, varlığında ise rahatlık duygusu olur. Bowlby’e göre, dünya ile daha iyi başa çıktığı düşünülen bir kişi ile yakınlığı koruma (yakınlarda kalma ve ayrılıklara direnme) bağlanmanın tanımlayıcı özelliğidir. Bağlanmanın
temel işlevi ise tehlikelerden korunmadır.

Bağlanma davranışı ile keşfetme, araştırma davranışı arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Bağlanma kuramının üç temel ilkesi:

i) insan yavrusu bağlanmayı kolaylaştıracak bir davranış repertuarı ile doğar.

ii) yakınlığın sürdürülmesi, diğerinin de yakınlaşma gereksinimini karşılar.

iii) yaşanan deneyimler sonucu çocuk kendine ve dış dünyaya bir anlam verir. Bunu yeni ilişkilere genelleyerek bütünleştirir ve bir zihin modeli şeklinde içselleştirir.

Bowlby’e göre, erken çocukluk döneminde bağlanma figürü olan anne ve babaların tekralayan davranış örüntüleri çocukların zihinsel şemalarını şekillendirir.  Bu şemalar çocuk üzerinde yaşam boyu süren etkiler göstermektedir. Bağlanma kuramına göre, ebeveyn davranışları ve etkileşim biçimi daha sonraki yıllarda yakın ilişkilerdeki beklenti, inanç ve tutumları yönlendiren “içsel çalışma modellerinin” içeriğini oluşturur. İçsel çalışma modelinde, kişinin zihninde, kendisi ile bağlandığı nesneler arasındaki etkileşim örüntülerini taşıyan bir harita üzerinde yol bulunur. Kurama göre anne ve çocuk etkileşimi sürecinde zihin modelinin iki temel şeması, birbirini doğrulayıcı ve tamamlayıcı biçimde gelişir: ‘’Değerli ben’’ ve ‘’güvenilir o’’. Bu iki şema yakın ilişkilerde yaşanan bağlanma kaygısı ve mesafeyi koruma ve kaçınma davranışı ile ilişkilidir.

Normal gelişmekte olan çocuğun bağlanma davranışı, iki çeşit gözlem ile yapılmaktadır. Bunlardan birincisi, bebeğin sosyal tepkilerini diğer kişilerden çok bakım veren kişiye yönlendirmeyi tercih etmesi, ikincisi bebeğin bakım veren kişiden ayrılma ve yeniden birleşmeye anlamlı tepki göstermesidir. Güvenli bağlanma gösteren çocuklar, annelerinin her zaman yanlarında olup, stres durumlarında yardımcı olacaklarından emin olan çocuklardır. Anne ayrıldığında tepki göstermelerine karşın döndüğünde kolaylıkla yatışırlar. Güvenli bağlanmanın gelişmesi için çocuğun kesintisiz, tutarlı tepki veren, duyarlı ve her zaman ulaşılabilir bir bakım verene sahip olması önemlidir. Kaygılı/ikircikli bağlanma örüntüsü olan çocuklar, çağırdıklarında annenin yanıt vereceğinden ya da yardımcı olacağından emin olmayan çocuklardır. Bu nedenle ayrılığa direnirler ve anne döndüğünde yatışmazlar. Araştırıcı davranışlarda bulunmaya ilişkin kaygıları vardır. Bu anneler tepkilerinde tutarlı olmayan ve kontrol amaçlı terk etme tehdidinde bulunan annelerdir. Kaçıngan bağlanma örüntüsü olan çocuklar ise annelerinin yardımcı olacağına ilişkin hiç güveni olmayan çocuklardır. Sürekli olarak çocuklarını geri çeviren ya da reddeden anneleri olan bu çocuklar ayrılığa tepkisiz kalıp anne döndüğünde yakın durmazlar. Güvenli, kaygılı/ikircikli ve kaçıngan bağlanma örüntülerine daha sonra Main ve Solomon tarafından dağınık bağlanma örüntüsü (dezorganize/desoryante bağlanma örüntüsü) eklenmiştir. Stres ile baş etmede organize bir davranış göstermeme, yabancı durum testinde stereotipik, asimetrik ve zamansız hareketlerin varlığı, donup kalma ya da hareketlerde yavaşlama dağınık bağlanma ölçütü sayılmaktadır. Bu çocukların annelerinin fiziksel taciz ya da ihmalde bulunan, psikiyatrik bozukluk oranları yüksek olan ya da kendi bağlanma nesneleri ile olan sorunlarını çözememiş anneler olduğu bildirilmektedir. Dağınık bağlanma örüntüsünün altında yatan nedenin bakım verenden korkma olduğu belirtilmektedir.

Henüz tam olarak kanıtlanamamasına karşın anne ile bebek arasındaki ilk bağlanma ilişkisinin doğum öncesinde kurulduğu ileri sürülmektedir. Doğum öncesi dönemde fetüs, annenin duygulanımlarına yanıt verebilmektedir. Yirmi altıncı haftada fetüsün algılama, tepki gösterebilme ve işittiği bilgileri yakalama yeteneklerinin olduğu bildirilmektedir. Bu durumda, doğum öncesi dönemde, annenin bedeninde meydana gelen değişiklikleri benimsemesi, olumlu duygularını henüz doğmamış olan bebeğine aktarabilmesi bağlanmanın
ilk temellerini oluşturmaktadır. Hamilelik döneminde annenin karnına dokunması yoluyla bebeğin tensel olarak hissedilmesi ve bebeğin kabulü bağlanma ilişkisi için oldukça önemlidir. Bu noktada, annenin fetüse ilişkin oluşturduğu tasarımın içeriği ön plana çıkmaktadır. Eğer kendi anne babası ile sıcak, sevgi dolu ve güvenli bir bağlılık ilişkisi kurmuşsa bu durum evliliğine ve çocuğu ile olan ilişkisine de yansımaktadır. Bebeğin, sosyal ve
duygusal açıdan gelişebilmesinde bakım verenin duyarlılığı mevcut bağın kuvvetlenmesini sağlamaktadır. Aynı şekilde bebeğin kendisini ifade edebilmesi ve ortaya koyabilmesi için de anne-baba çocuk ilişkisindeki duyarlılık
önemlidir. Anne çocuk ilişkisinde, gerek anne gerekse bebek birbirlerinin duygularına cevap verdikleri oranda aralarındaki duygusal iletişimin kalitesi artmaktadır. Bebeklerde, bağlanılan figürden ayrılma, ileriki yaşlarda hastalık ve yorgunluk olarak kendisini belli etmektedir. Çeşitli nedenlerle doğumdan hemen sonra annelerinden ayrılarak, özel bakıma alınan bebeklerde; gelişmenin yavaşladığı ya da durduğu, bu bebeklerin yemek yemedikleri,
sosyal geri çekilme yaşadıkları ve yüzlerinde sürekli üzüntülü bir ifade taşıdıkları belirtilmiştir. Birincil bağlanma nesnesinden herhangi bir sebeple ayrılma durumlarında, bebeğin kalp atım hızının yükseldiğini ve nörobiyolojik sistemleri işleyişinde farklılaşmalar olduğu ileri sürülmüştür.

Birincil bağlanma figürü çoğunlukla annedir. Buna karşın, pek çok bebekte temel bağlanma anneyle olduğu kadar babayla da olmaktadır. Anne tarafından desteklenen babaların, bebekleriyle aralarında güvenli bir bağlılık geliştirebilme olasılıkları yüksektir. Baba ile bebeğin bağlanma şekli ve ilişkinin ayrıntıları anneye bağlı olarak değişmektedir. Eğer anne ve babadan her ikisi de uyarıcı kaynağı ise, bebeğin, hem annesine hem de babasına güvenli bağlanma geliştirebilmesi olasıdır. Bunun gerçekleşmesinde, bebeğin algıları da etkilidir. Baba, anneye göre daha farklıdır. Sesinin tonu, giyimi, verdiği tepkileri, kokusu ve dokunuşu farklıdır. Bu sayede, bebek, anne ve babasının iki farklı kişi olduğunu öğrenmektedir. Anne ya da babanın birinin ayrıldığı durumlarda bebek, farklı bir sevgi kaynağının yanında olduğunu bildiğinden rahattır. Bu dönemde bebekler acıktıklarında ve yorulduklarında annelerini, aktif oyunlarda ise babalarını tercih etmektedirler.

Ergenlikte ve Genç Erişkinlikte Bağlanma

Bağlanmanın fiziksel ve psikolojik koruma işlevini ne kadar iyi yerine getireceği, çift yönlü etkileşimin, her iki tarafın ihtiyaçlarına yanıt verme kalitesine bağlıdır. Bağlanma ilişkileri, genç bireylerin bağlanmış oldukları kişi ile yaşamış
oldukları etkileşim kalıplarından oluşturmuş oldukları içsel çalışma modelleri tarafından yönetilmeye başlanır. Bu içsel çalışma modelleri onların ortaklaşa etkileşim geçmişlerinden kaynaklı olarak kişinin kendisinin ve bağlanılan kişinin “işletilebilir modelleri” olarak algılanır. Bunlar hem bağlanılan kişinin hem de kişinin kendisinin bağlanma ile ilgili davranış, düşünce ve duygularını düzenleme, yorumlama ve yordama görevini görürler. Eğer gelişimsel
ve çevresel değişiklerle uyumlu bir biçimde yeniden ele alınırlarsa, içsel çalışma modelleri, geçmiş ve gelecek bağlanma örüntüleri arasında ve ilişkilerde iyi bir iletişimi mümkün kılar. Böylece yakınlığın düzenlemesi ve ilişkilerde yaşanan çatışmaların çözümlenmesini kolaylaştırırlar. Ayrıca bağlandığı kişinin ihtiyaçlarına cevap vereceğine, destek sağlayacağına ve koruma sağlayacağına güvenen birey, eğitim ve sosyal hayatında keşfetme ve ilişki kurma davranışına gerekli ve yeterli enerjiyi ayırabilir.

Ergenlikte ebeveynlerle olan bağlantı zayıflar. Ebeveynlerle aynı öneme sahip ya da daha önemli bireyler gençlerin hayatına girebilir ve aynı yaştaki akranlarda cinsel çekicilik bu çerçevenin daha da genişlemesine sebep
olur. Sonuç olarak zaten büyük olan bireysel farklılıklar daha da büyük olur. Bir tarafta ebeveynleri ile bağlantısını kopartan gençler yer alırken diğer bir tarafta ebeveynleriyle hala yoğun bir bağlantı içerisinde olan ve diğerleri ile
bağlanma davranışlarını yönlendiremeyenler yer alır. Bu iki uç durum arasında ise ebeveynlerine olan bağlantıları güçlü olmaya devam eden ama diğer bazı kişilerle olan bağlantıları da çok önemli gören çoğunluk yer alır.

Ergen, gençlik dönemine ulaştıkça ebeveynlerle olan bağlanma ilişkilerinden uzaklaşma eğilimindedir. Genç ile ebeveynleri arasında var olan bağlar artık sığınılacak güvenli bağlar olarak algılanmaktan çok sınırlayıcı bağlanmalar olarak görülmeye başlanır. Bu yüzden bir gencin temel hedefi hiçbir kimseye bağlı kalmaksızın dünyada kendi yolunu bulmak için bağımsızlığa olan ihtiyaç olur. Gençlik esnasında yeni bir bağlanma biçimi ortaya çıkmaya başlar. Bu yeni bağlanma biçimi kendi çocukları ya da eşleri ile olacak bağlanmaları olarak gelecekteki bağlanma davranışının göstergesi niteliğindedir.

Yine de unutulmamalıdır ki gençlik döneminde ebeveynler ile çocuklar arasındaki ilişki daha az önemli hale gelmez sadece çocuk ebeveynlerine daha az bağımlı hale gelir. Gençler bu yıllarda bağımsızlıklarına ulaşmaya çalışmaktadırlar, fakat aynı zamanda ihtiyaç duyduklarında ebeveynlerinin destek olacaklarının farkında olmak istemektedirler. Ebeveynlerden bağımsız olmayı aramanın bir yolu bağlanma figürleri olarak arkadaşlara güvenmedir. Güvenmenin ebeveynlerden arkadaşlara aktarılması gençlerin hayatında önemli bir süreçtir çünkü bu ilk başta bir mücadeledir, fakat bu onların yetişkin bağlanma biçimlerini tam olarak geliştirmelerini destekler. Gençler romantik türden olanların ve sonunda tam bir bağlanma ilişkisine dönüşebilecek bağlanmaların yer aldığı uzun dönemli ilişkileri arkadaşlarıyla kurabilirler. Romantik bağlanmaya dönüşen bağlanma ilişkilerinin hayat boyu sürecek ilişkiler olmaları mümkündür. Bu ilişkiler yalnızca bağlanmaya duyulan ihtiyaçtan dolayı değil aynı zamanda türün hayatta kalması için de oluşturulur.

Her bir bağlanma biçimi farklı kişilik özellikleriyle farklı düzeyde ve türde kişilerarası problemlerle ilişkilidir. Güvenli bağlanma biçimine sahip gençler aile ve arkadaşlarıyla daha fazla uyumlu, kendilerine ve başkalarına daha çok güvenen ve daha az sosyal problemler yaşayan kişilerdir. Güvensiz modellere sahip olan gençler daha az uyuma sahiptir ve kendi duygularını düzenlemede daha az beceriklidirler, stresle başa çıkmaları gerektiğinde daha az dayanıklıdırlar. Genç bir bireyin çocukluk dönemi bağlanma yaşantıları, zihinsel modellerinde temsil edildiği gibi, sosyal ilişkilerdeki başarısını ve hayatın güçlüklerine uyum sağlama başarısını belirlemektedir. Kişilerarası problemler çoğu zaman bireyin belirli bir davranışı göstermesi ile bu davranışı göstermesinin sonuçlarından kişinin korkuları arasındaki çatışmayı yansıtır. Bu türden çelişkiler kısmen kendisini kişinin bağlanma geçmişinden ve kişilerarası ilişkileri öğrenme geçmişinden kaynaklanır. Örneğin diğer insanlarla geçmişte yaşamış oldukları deneyimleri hayal kırıklığı yaratan insanlar diğer insanlara güvenmemeye başlayabilir ve diğer insanlarla yakın ilişkiler kurmaktan kaçınabilirler.

Erişkinlikte Bağlanma

Erişkin hayatındaki bağlanma davranışı, çocuklukta, ergenlikte ve gençlikte gösterilen bağlanma davranışının bir devamı olarak düşünülmektedir. Weiss erişkinlikteki bağlanmayı çocukluktaki bağlanmadan ayıran üç özellik tanımlamıştır:

i. Erişkinlerde, bağlanma ilişkileri tipik olarak eşler arasındadır, diğerinde bakım alan (bebek) ve bakım veren (ebeveyn) arasındadır.

ii. Erişkinlerdeki bağlanma çocukluktaki bağlanma gibi diğer davranışsal sistemlerin etkilenmesinden sorumlu değildir.

iii. Erişkinlikteki bağlanma sıklıkla cinsel ilişki içerir.

Erişkinde Bağlanma Biçimleri

Erişkin bağlanmasıyla ilgili araştırmalar, bağlanma biçimiyle birleşmiş zihinsel modellerin içeriklerini anlamaya ve ilişkilerin farklı modellerinin ilişkisel yaşantılarına odaklanmıştır. Bartholomew ve Horowitz, Bowlby’ nin bağlanma kuramını temel alarak ve kişinin kendisinin ve başkalarının içsel çalışma modeli olan iki tipten yola çıkarak ortaya koyduğu 4 ayrı bağlanma biçimi oluşturulmuştur. Dört prototip bağlanma modeli bireyin benlik imajı (pozitif ya da negatif) ve başkalarının imajlarının (pozitif ya da negatif) birleşimleri kullanılarak tanımlanmıştır. Tanımlanan erişkin bağlanma biçimleri arasında ilki güvenli bağlanma biçimidir. Güvenli bağlanma biçimi, kendini değerli hissetme ve sevilebilir olduğu duygusunu genellikle diğer insanların kabul edici ve cevap vericiliğine dair beklentileriyle birleştirir. Saplantılı bağlanma biçimi ise kendini değersiz hissetme (sevilmeye layık görmeme) duygusuyla başkalarına yönelik olumlu değerlendirmeleri yansıtır. Saplantılı biçime sahip olanlar kendilerine güveni az, başkalarını destekleyici olarak algılayan, bu destekten olumlu şekilde faydalanamayan, kendini açma düzeyleri
az olan bireylerdir. Kayıtsız bağlanma biçiminde kendini değerli hissetme ve sevilebilir olduğu duygusunu diğer insanlara karşı olumsuz beklentilerle birleştirir. Böyle kişiler, yakın ilişkilerden kaçınarak, hayal kırıklıklarına karşı kendilerini korurlar ve bağımsızlıklarını ve incinemezliklerini sürdürürler. Korkulu bağlanma biçiminde kendini değersiz hissetme ve sevilmeye layık görmeme duygusu ve diğerlerinin olumsuz, güvenilmez ve reddedici olarak algılanmasına yönelik beklentilerle birleşir. Bu bağlanma biçimine sahip kişiler başkalarıyla yakın bağlar kurmaktan kaçınarak, başkalarından beklenen reddedilmeye karşı kendilerini korurlar.

Güvenli bağlanması olanlar hem kendileri hem de başkaları konusunda pozitif bakış açısına sahiptirler. Güvenli bağlanması olanlar sıkıntılarını kabul ederek, başkalarından yardım ve destek talep ederek yapıcı bir biçimde kendi
zor duygularını ifade etmede rahattırlar. Kayıtsız bağlanması olanlar temelde kaçınmacıdırlar; çünkü kendileri ile ilgili olumlu ama başkaları ile ilgili olumsuz görüşlere sahiptirler. Negatif duyguları baskı altında tutma eğilimindedirler ve kaçınma stratejilerini temel başa çıkma stratejileri olarak kullanırlar. Saplantılı bağlanması olanların ise kendileri ile ilgili bakış açıları negatif, başkaları ile ilgili bakış açıları pozitiftir ve temelde kaygılıdırlar. Negatif duygularını abartılı ve sürekli bir biçimde eşlerinin onayını arayarak gösterirler. Korkulu bağlanması olanlar kendileri ve başkaları ile ilgili negatif modellere sahiptirler ve kaygılı/kaçıngan olarak sınıflandırılabilirler. Kaygılı/kaçınganlar başkaları ile yakın ilişki kurmak arzusunda olmalarına karşın, ilişkilerinde aşırı yakınlıktan kaçınırlar çünkü incinebilecekleri konusunda kaygılıdırlar.

Güvenli bireyler daha az güvenli bireylerle karşılaştırıldığında stres kaynağı olayları daha az tehdit edici olarak değerlendirirler. Bu kişilerin kendilerinde stres oluşturan durumun nedenleri ile başa çıkabilecekleri konusunda yeteneklerine güvenleri vardır. Duygularını açık bir biçimde ifade ederler. Destek aramayı stres yaratıcı durumlar ile başa çıkmak için bir duygu düzenleme stratejisi olarak kullanırlar. Durumları açıkça tartışırlar ve çatışmalardan kaçınmak yerine onlara çözüm bulurlar. Ayrıca güvenli bireyler kızgınlığın psikolojik işaretlerinin farkındadırlar. Uyuma yönelik problem çözümlerine ortak olurlar. Kızgınlıklarını kontrollü ve düşmanca olmayan bir biçimde ifade ederler. Sonuç olarak, güvenli bağlanma biçimine sahip bireylerde pozitif duygu yaşantısı yaratıcı problem çözmeyi geliştirir.

Bağlanma ve Psikopatoloji

Son yıllarda, anne-çocuk ilişkisi konusunda yapılan araştırmaların önemli bir bölümünü bağlanma konusunun oluşturduğu görülmektedir. Bu durumun en önemli nedeni ise, anne-baba ve çocuk ilişkisini araştırmanın her iki nesil için de giderek önem kazanmasıdır. Çünkü bağlanma, çift yönlü bir süreçtir. Pek çok araştırmacı anne-çocuk ilişkisinin sürekliliğinin sonraki yaşantıların temelini oluşturduğunu ileri sürmektedir. Kişinin yaşamındaki en önemli kişilerin annesi ve babası olduğunu; anne ve baba ile iyi bir ilişkinin genç ve erişkin ruh sağlığında belirleyici rol oynadığını belirtilmiştir. Bowlby’nin çalışmalarından başlamak üzere, güvensiz bağlanma biçimi daha sonraki yaşam dönemlerinde psikopatolojinin belirleyicisi olarak düşünülmüşken güvenli bağlanma sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilmiştir. Doğanın özgün modeli güvenli bağlanmadır. Güvensiz bağlanma biçimleri olan kaygılı/ikircikli bağlanma anksiyete bozuklukları ve depresif bozukluklarla ilişkilendirilirken, kaçıngan bağlanma davranış bozukluğu ve diğer dışa vuruk patolojilerle ilişkilendirilmiştir. Dağınık bağlanmanın (dezorganize/dezoryante) ise dissosiyatif bozukluklarla birlikteliğinden söz edilmiştir.

Daha önce belirttiğimiz gibi anne ile bebek arasındaki ilk bağlanma ilişkisinin doğum öncesinde kurulur. Hamilelik sonrasında, annenin fetüse ilişkin oluşturduğu tasarımın içeriği ön plana çıkmaktadır. Doğum, anne ile bebeğin dokuz aylık birlikteliklerindeki ilk ayrılıştır. Böylece intrauterin yaşam için biyolojik gereksinimlerin karşılandığı alışveriş de sona ermektedir. Eğer kendi anne babası ile sıcak, sevgi dolu ve güvenli bir bağlılık ilişkisi kurmuşsa bu durum bebeği ile olan ilişkisine ve bebeğiyle eşi arasındaki ilişkiye verdiği desteğe de yansımaktadır. Doğum sonrası depresyon, annenin bağlanma biçiminden bağımsız değerlendirilemez; ya da bebeğin bağlanması annenin duygudurumundan bağımsız bir süreç olamaz. Pek çok çalışmada gösterildiği üzere kültürler arası fark göstermeksizin doğum sonrası depresyon annenin güvensiz bağlanma biçimi ile ilişkili bulunmaktadır. Doğum sonrası dönemde annede ortaya çıkan depresyon, annenin, çocuğun ve ailenin çeşitli güçlükler yaşamasına neden olmakta anne ile çocuk arasında kurulan ilişkiyi, annenin bebek bakımını ve ebeveyn rolünü öğrenmesini etkileyebilmektedir. Doğum sonrası depresyonun çocuğun güvensiz bağlanma biçimi ile de ilişkisi gösterilmiştir.Annenin tedavi edilmemiş depresyonunun da çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır.

Tepkisel bağlanma bozukluğu, tanımlanmış ilk bağlanma bozukluğudur. Beş yaşın altı çocuklar için geçerliliği olan bu tanının ketlenmemiş tipinde, çocuğun sosyal etkileşiminde bir sorun olmamakla birlikte, seçilmiş bir bağlanma nesnesi bulunmamaktadır. Ketlenmiş tipte ise etkileşimi başlatmada ve sürdürmede ya da herhangi bir etkileşime yanıt vermede güçlük vardır. Bakım verenin uygunsuz ve tutarsız bağlanması ya da bakımverenin sık değişmesi böyle bir bozuklukla sonlanabilir. Daha ileri yaş grubunda görülen seperasyon anksiyöz/ikircikli bağlanmanın, klinik anlamlılık eşiğini aşmış bir formu gibidir. Bu bağlanma biçimini geliştirmiş olan, ayrılınca kaygılı ve huzursuz, birleştiğinde de kolay yatışmayan ve anneye yapışıp kalan bu çocuklar, okul zamanı zorunlu ayrılık durumunda ayrılık anksiyetesi geliştirmeye yatkındırlar.

Erken dönem yaşantılarının bakım veren-bebek ilişkisinde güvensiz bağlanmaya ve bunun kendilik organizasyonu gibi psikopatolojiye giden dinamiklerde önemli rol oynadığı artık bilinmektedir, ancak bu süreç çevresel desteklerin oluşturduğu bağlamdan etkilenir. Kendiliğin duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimi için güvenli bir bağlanma temeldir. Bağlanma güvensiz olduğunda çocuk çevreyi araştırma davranışına giremeyecek, bu da bilişsel gelişimine de ket vuracaktır. Bir diğer önemli sorun yeni doğanın zor mizacı duygusal ve fiziksel ihmal için başlı başına bir risk etmenidir ki bu çocuklarda daha sık görülür. Üç yaş civarı bu çocuklar zihinsel işlevlerinin gelişiminde bir azalma, kalıcı dil bozuklukları ve zayıf motor ve sosyal davranış göstermektedir. Mizaç da yaşamın ilk yıllarından başlayarak var olan, görece aynı kalan ve kişinin davranış örüntülerini belirleyen bir oluşumdur. Kişinin bağlanma biçimi annenin bireysel özelliklerinden ve anne çocuk ilişkisinin doğasından olduğu kadar, çocuğun bireysel özelliklerinden de etkilenmektedir şüphesiz. Bu noktada annenin ve çocuğun mizacının, çocuğun bağlanma biçiminin belirleyicilerinden olduğu ileri sürülebilir. Mizaç güvenli bir bağlanmayı öngörür mü yoksa sadece özgün bir bağlanma biçimi ile mi ilişkili olduğu sorusunun yanıtı, olasılıkla güvenli ya da güvensiz olarak öngörebilme gücü olduğudur. Fakat ebeveynle ilişki bu öngörüden dışlanamaz. İkinci olarak, mizacın negatif duygusallık (emosyonalite) boyutunun daha öngörücü özellik olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak mizaç da bağlanma da transaksiyonel bir yaklaşımla erken duygusal ve sosyal gelişimle birlikte var olup, her birey için yegane olan interaktif etkileşimlerle özgün bir duygusal ve sosyal bir işlevsellik ortaya koymaktadır. Yenidoğanın ve ebeveynlerin karakteristikleri arasındaki optimal etkileşim güvenli bağlanmanın en önemli öngörücüsü gibi durmaktadır.

Bağlanma biçimini öngören erken yaşam deneyimleri ile ilgili olarak bazı cinsiyet farklılıkları bulunduğu ileri sürülmektedir. Erkekte yüksek paternal ilgi ve bakım ve düşük maternal korumanın güvenli bir bağlanma ile sonlanacağı belirtilmektedir. Bu yazarlar her iki cins için akran ilişkilerinin de önemli olduğuna vurgu yapmışlardır. Bağlanma için bir diğer üzerinde durulması gereken önemli konu ardışık kuşaklarda sürekliliğinden söz ediliyor oluşudur. On yıllık bir izlem çalışmasında 60 anne ve bu annelerin 69 kız çocuğu ayrı ayrı değerlendirilmiş ve depresyon, mizaç ve sosyoekonomik düzeyden bağımsız olarak ebeveyn tutumunun kuşaktan kuşağa aktarıldığı saptanmıştır. Özellikle duygusuz bakım verme (düşük ilgi- yüksek kontrol) diye adlandırılan tutumun anneler ve kızları arasında yüzde yüze yaklaşan oranda paralellik gösterdiği belirlenmiştir.

Konuyla ilgili ilk çalışmalarda, psikiyatrik bozukluğu olan olgular sağlıklı kontrollerle karşılaştırılmış ve duygusuz bakım verme şeklindeki ebeveyn tutumunu daha çok gösterdikleri ortaya konmuştur. Ortalama yaşları 15 olan ergenlerde duygusuz kontrolü olan (affectionless control) ebeveyn davranışının özkıyım düşünceleri için risk etmeni olduğu, kendine zarar verici davranışı 3 kat, depresyonu 5 kat arttırdığı gösterilmiştir. İleriye dönük bir çalışmada, kaygılı bağlanma biçimine sahip küçük çocukların çocukluk çağı ve ergenlik dönemi boyunca anksiyete bozukluğu geliştirme açısından yüksek risk altında oldukları gösterilmiştir.[60]Başka bir ileriye dönük çalışmada, ergenlikte güvenli olmayan bağlanmanın (özellikle kaçıngan bağlanmanın) erişkin dönemdeki olumsuz ilişkiler açısından bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Bağlanma sevgi ilişkilerinin ve yakınlık kurabilme özelliklerinin gelişimini belirlemede özellik taşıyan bir süreçtir. Örneğin kaçıngan bağlanmaya sahip çocuklar başkaları tarafından reddedilmeyi beklediklerinden, başkalarını iterek kendilerinden uzaklaştırabilirler ve bu ilişki biçimleri gerçekten de bekledikleri reddedilmeye yol açabilir. Bu anlamda çocuğun, ergenin ya da erişkinin duygusal yakınlık kurma davranışı, erken bağlanma örüntülerinin izlerini taşır.

Olağanüstü kötü koşullarda gelişen bağlanma örüntüsünü güvensiz olarak nitelemenin yeterli olmadığı görülerek dezorganize bağlanma kavramı sonradan geliştirilmiştir. Koruma altına alınmış devlete bağlı kurumlarda yetişen çocuklarda, sonradan evlat edinilseler bile tümüyle düzelmeyen bağlanma bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Lise öğrencilerinin kendi bağlanmalarına ilişkin algıları depresyon, madde kullanımı, yeme bozuklukları ve kişilik bozukluklarıyla ilişkili bulunmuştur.

Panik bozukluk, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve kronik ağrı bozukluğunun güvensiz bağlanma biçimiyle ilişkileri çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Güvenli olmayan bağlanma
biçimlerinin ergenlerde ve erişkinlerde kişilik patolojisi ile; kaygılı/ikircikli bağlanmanın geri çekilme ve içe vuruk patolojilerle; kaçıngan bağlanmanın ise içe vuruk ve dışa vuruk patolojilerin bir karışımını yansıtan çeşitli kişilik bozuklukları ile birliktelik gösterdiği belirtilmiştir. Birincil sağlık bakımı alan kadınlardan oluşan bir örneklem grubunda, kaygılı veya korkulu (güvenli olmayan) bağlanma biçimine sahip olanların güvenli bağlanma biçimine sahip olanlara göre daha fazla sayıda fiziksel belirteye sahip olduğu ve daha fazla kontrole ihtiyaç duyduğu ve daha fazla maliyete yol açtıkları gösterilmiştir. Ponizovsky ve arkadaşları, erkek şizofreni olguları ile sağlıklı bireyler arasında güvenli bağlanma puanları yönünden bir fark bulmadıklarını bildirmişlerdir. Bununla birlikte kaçıngan ve anksiyöz bağlanma puanları yüksek, kaçıngan bağlanma puanları ile hem pozitif hem de negatif sendrom puanları, anksiyöz bağlanma puanları ile de pozitif bağlanma puanlarının ilişkili olduğu saptanmıştır. Güvensiz bağlanan olgularda başlangıç yaşı daha erken, yatış süreleri daha uzun bulunmuştur.

Bağlanma ve Duygudurum Bozuklukları

Unipolar ya da bipolar olgular pek çok yönden sağlıklı bireylerden ve diğer psikiyatrik rahatsızlığı olan olgulardan ayrılırlar. Sorunlu aile içi ve kişilerarası ilişkiler ve hastalığın yinelemeler nedeniyle sıkı bir terapötik işbirliğini gerektirmesi bu farkların başında gelir. Her iki durumda bu kişilerin gerek içsel tasarımları gerekse kişilerarası ilişkileri bağlanma biçimleri tarafından etkilenmektedir. Bağlanma biçimleri öfke ve özeleştirinin, yüklü yaşam olaylarının, çocukluk çağı ihmal ve kötüye kullanımlarının izlerini taşır, ki tümü depresyon etiyolojisinde önemlidir. Güvensiz bağlanma biçiminin unipolar depresyonun yeni dönemlerinin başlangıcına yatkınlıkla ilişkili olduğu ileriye dönük olarak gösterilmiştir. Bipolar bozuklukta bağlanma ile ilgili üç çalışmadan biri, iyilik ve depresyon dönemlerinde iki uçlu olguların sağlıklı kontrollerden daha bağımlı olmadıkları sonucuna varırken, bir diğeri zayıf ebeveyn ilişkisinin yinelemeler ve zayıf tedavi uyumu ile ilişkili olduğunu ileri sürmüştür. Bu iki çalışmada da bağlanma biçimi özgün olarak değerlendirilmemiştir. Yakın tarihli bir çalışmada bipolar bozukluğu olan olgularda anksiyöz bağlanma biçimi, iyilik, manik ve depresif tüm dönemlerde kararlılığını koruyarak sağlıklı olgulardan farklılaşmıştır.[79] Morriss ve arkadaşları bu çalışmada Bartholomew ve Horowitz İlişki Anketi ile saptadıkları bağlanma biçimlerini sağlıklı bireylerle karşılaştırmış ve anksiyöz bağlanma biçimi puanlarını duygudurumdan bağımsız olarak iki uçlu olgularda sağlıklı kontrollerden yüksek bulmuşlardır. Bu çalışmada bildirilen anksiyöz bağlanma biçimi kaygılı ve sosyal kaçıngan bir bağlanma biçimine karşılık gelmektedir.

Ülkemizde yapılan bir çalışmada Kökçü ve Kesebir, bipolar bozukluğu olan olgularda güvensiz bağlanma görülme sıklığının özellikle kaçıngan bağlanma biçimi puanlarının sağlıklı bireylerinkinden daha yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Güvensiz bağlanma biçimi ve duygudurum bozukluklarının birbirini karşılıklı ve çift yönlü olarak olumsuz etkilemektedir. Unipolar ve bipolar bozukluğu olan olguların pek çok yönden sağlıklı bireylerden ve diğer psikiyatrik rahatsızlığı olan olgulardan ayrıldığı gibi, ebeveynlerinin yineleyen hastalık dönemleri ve bunun dışında kalan zamanlarda da artık belirtilerle bozulan psikososyal işlevsellikleri ile bipolar olguların çocukları da diğer çocuklardan ayrılırlar. Bu çalışmanın sonuçlarına göre ebeveynin sosyal işlevselliği çocuğun güvensiz bağlanmasını en güçlü öngören değişkenlerden biridir.

Bipolar bozukluğu olan hastaların akut ataklarında bakımları ve olumsuz etkilerden korunmaları, bunun dışında ebeveynleri ile ilişkileri önemlidir. Fakat akut ataklarda tedavi sürecinde gözden en çok kaçanlar çocuklardır. Uygun ve yerinde açıklamalar olmadığında, bazen olduğu halde de, ebeveyn ya da kendileriyle ilgili çarpık algılar ve duygular geliştirebilirler. Diğer zamanlarda suçluluk ve yetersizlik duyguları, özellikle iyi ebeveyn olmadıkları duygusu, sınır koyamama, tahammülsüzlük ve alınganlıklar ebeveyn ile çocuğun ilişkisini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ne zaman hastalık belirtileri, ne zaman hasta olmaktan dolayı ortaya çıkan psikolojik ögeler oldukları çok net olmayabilmektedir. Bu şartlarda güvenli bağlanma zordur. Eğer hastalık çocuğun doğumundan önce de varsa daha da zordur. Nitekim doğum sonrası dönem ise yinelemeler yönden oldukça riskli olma özelliği göstermektedir. Doğum sonrası ya da yaşamının erken evrelerinde annenin hastalık belirtilerinin zaten olumsuzluklara duyarlı süt çocuğuna getirdiği ek yük önemli olacaktır. Kökçü ve Kesebir’in çalışmasında şiddetli atak ve borderline kişilik bozukluğu, bipolar bozukluğu olan olgularda ve depresif atak sayısı ile düşük işlevsellik düzeyi bu olguların çocuklarında güvensiz bağlanma biçimlerinin öngörücüleri olarak bildirilmiştir.

Psikopatolojilerin tedavi sürecinde psikoterapi uygulamalarında da bağlanma sürecinin işleyeceği gözden kaçırılmamalıdır. Güvenilirlik, sıcaklık, tutarlılık ve süreklilik şartları yerine getirildiğinde etkileşim ve uyum içerisinde paylaşılan bir öykü ortaya çıkar. Bu öyküde duygular merkezi bir tema olarak işlenebilirse bilişsel bir kavrayışa, başka bir deyişle içsel çalışma modeline dönebilir. Bunu yaparken eşzamanlılık önemlidir ve yalancı diyaloğa dikkat edilmeli, kayıpların üzerinde hassasiyetle durulmalıdır.

Sonuç

Son yıllarda, anne-çocuk ilişkisi konusunda yapılan araştırmaların önemli bir bölümünü bağlanma konusunun oluşturduğu görülmektedir. Bu durumun en önemli nedeni ise, anne-baba çocuk ilişkisini araştırmanın her iki nesil için de giderek önem kazanmasıdır. Çünkü bağlanma, çift yönlü bir süreçtir. Bowlby’nin çalışmalarından başlamak üzere güvenli bağlanma sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilmiş olup, güvensiz bağlanma biçimi ise daha sonraki yaşam
dönemlerinde psikopatolojinin belirleyicisi olarak düşünülmüştür. Bununla birlikte, çocuklukta güvenli bağlanmanın, daha sonra ciddi yaşam olayları ve duygudurum bozuklukları ile bozulabileceği unutulmamalıdır.
Koruyucu ruh sağlığı açısından bakıldığında güvensiz bağlanmanın pek çok psikopatolojinin gelişimi ile ilişkili olduğu düşünülürse, olguların ve aslında tüm bireylerin çocuk sahibi olmayı planladıkları dönemde, gebelik döneminde ve çocuklarını yetiştirirken desteklenmeleri sağlıklı nesiller yetiştirmek açısından çok önemli gibi görünmektedir.

Yazarlar:

Sermin Kesebir (Doç. Dr., Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları, Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul)

Semine Özdoğan Kavzoğlu (Dr., Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları, Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul)

Mehmet Fatih Üstündağ (Dr., Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları, Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul)

Kaynak: Bu makalenin orjinaline, şu linkten ulaşabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağlanma Nedir? Psikopatoloji ile İlişkisi Nasıldır?

Giriş Yap

Captcha!
Don't have an account?
Kaydol

Şifre sıfırla

Back to
Giriş Yap

Kaydol

Captcha!
Back to
Giriş Yap
İçerik Tipi Seç
Kişilik testi
Kişilik hakkında bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyenler için cevapların olduğu doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Kararlar verme ya da görüş belirlemek için anket
Hikaye
Gömülü ögeler, görseller ve biçimlendirilmiş metinler
Liste
Klasik listeler
Açık Liste
Açık Liste
Sıralama Listesi
Sıralama Listesi
Video
Youtube, Vimeo, Vine gömülü videolar
Ses
Soundcloud & Mixcloud
Resim
Fotoğraf & GIF