Köşe Yazıları

Beyin Göçü Problemimiz

Beyin göçünün ülkemiz adına tersine döndüğünü düşünenler olsa da güncel araştırmalar bu durumun böyle olmadığını istatistiklerle ortaya koyuyor. Bu yazımda son dönemlerde tekrar gündemimizde sıkça yer almaya başlayan beyin göçünün ne olduğunu ve nedenlerini ele alacağım.

Beyin Göçü Nedir?

Beyin göçü, iyi bir şekilde eğitim almış, üretimde katkı sahibi olan, düşünen ve kalifiye birey yada bireylerin en verimli oldukları dönemlerde başka bir ülkeye gidip geri dönmemeleri durumudur. Bu noktada kalifiye birey özelliklerini detaylandırmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Örneğin, çalışma koşullarının iyileşmesi için ülke değişimi yapan bir işçi, beyin göçü kategorisinde yer almamaktadır. Bir birey adına beyin göçünün gerçekleşmesi için, az önce de belirttiğim gibi bireyin kaliteli bir eğitim süreci geçirmiş olması, araştırma ve çalışma hayatına hazır halde veya aktif halde bulunması gerekmektedir. Beyin göçüne birçok neden gösterilse de temel nedenleri siyasi, ekonomik ve eğitim kaynaklı nedenlerdir.

Beyin Göçünün Psikolojik Altyapısı

Daha önce hiç yurt dışında tatil ya da yaşam tecrübesi edinmemiş bir bireyi göz önüne alacak olursak, bu birey için elbette ki daha beyin göçü başlamadan zihnindeki soru işaretleri başlamış olacaktır. Sonuç itibariyle yıllarca içinde bulunduğu toplumun dinamiklerine göre şekillenmiş kültürel ve davranışsal bir yaşam çizgisi olan bu bireyin, daha önce hiç maruz kalmadığı bir kültür ile tanışacak olmasının farkındalığı ile, kaygı ve stres hissine kapılması oldukça normal bir durumdur.

Bunlarla birlikte, bireyin yeni bir hayat düzeni kuracağı yeni bir ülkede, karşılaşabileceği durumlardan bazıları, dil problemi, adaptasyon süreci, kültürel şok olarak gösterilebilir. Eğitimli, yıllar boyunca alışkın olduğu kendi kültürü ile yaşamış entelektüel bir birey, değişecek hayat düzeni ile stres, kaygı, kültür şoku, adaptasyon süreci sorunları gibi problemlerle yüzleşme ihtimalinin farkında olmasına rağmen, neden göç etmek ister?

Bu nedenlere hep beraber bakalım.

Beyin Göçünde Etki Sahibi Olan Nedenler

İçinde yaşadığımız Global Dünya, uluslararası boyutta düşünebilme ve kararlar verebilme şansını her geçen gün artırıyor. Yıllar öncesine kıyasla günümüzde öğrenciler ailelerinin sosyo-ekonomik düzeylerini göz önünde bulundurarak birden fazla ülkede eğitim fırsatlarını araştırıp o ülkelerin herhangi birini seçme şansına sahip. Bu durum tabii ki iş hayatında yer alan çalışanlar için de geçerli. Özellikle dil yetenekleri ileri seviyede olan, Türkiye’de uluslararası projelerde bulunmuş özel veya kamu sektörü çalışanları iş bulma platformlarının da artışıyla eski dönemlere kıyasla oldukça rahat bir şekilde, başka bir ülkede iş fırsatlarını araştırabiliyor. Bunlara ek olarak sosyal medya mecralarının maksimum düzeyde kullanıldığı bir çağda özellikle youtube gibi platformlar aracılığıyla bir birey çok rahat bir şekilde gitmek istediği ülkeye daha gitmeden, orada yaşayan bir başka bireyin, yaşam koşullarını, ülke koşullarını, kolaylık ve zorluklarını çok rahat bir şekilde monitöründen öğrenebilme şansına sahip olabiliyor.

Bu kolaylıkların yanında bireyler, eğitim ve iş hayatında kişisel tatmin sağlayamıyorsa veya içinde bulundukları koşullar kişisel gelişimlerinde yeteri derecede katkı sahibi değilse, gelişmiş bir ülkede iş ve eğitim koşullarının cazip gelmesi oldukça normal bir durumdur. Örneğin, üniversite mezunu bireylerin iş hayatında oldukça zor istihdam edilmesi, bireylerin mecburiyetten ötürü kendi alanları dışında hatta kendi alanlarına çok uzak meslek gruplarında iş hayatlarına devam etmesi, üstüne üstlük çalıştıkları kendi alanı olmayan mesleklerde çalışma koşullarının kötü olması, ekonomik anlamda bireyin alanı dışında çalıştığı zorunlu mesleklerde hayatını idame ettirememesi, bu bireyi başka çıkış kapıları bulmaya zorlayabilir.

Özellikle Amerika, Almanya, İngiltere ve Hollanda gibi gelişmiş ülkeler ise yıllardır bu fırsatları en iyi derecede değerlendirmeleri ile tanınan ülkeler diyebiliriz. Bu konuda verilebilecek en güzel örneklerden biri “American Dream-Amerikan Rüyası” olarak adlandırılan durumdur. Kendi ülkesinde istediği başarıyı yakalayamayıp Amerika’ya beyin göçü yapan bireylerin kendi girişimini kurarak uluslararası platformda işler yapacak bir seviyeye gelmesi Amerikan Rüyasını gittikçe popüler hale getiren ve ülke reklamının kendi kendine yapılmış olmasını sağlayan belki de en gerçekçi örnektir.

Bir diğer gerçekçi örnek ise Singapur. 50 yıl öncesine kadar Afrika ülkeleri klasmanında yer alan Singapur günümüzde tüm Dünya ülkelerinden beyin göçü ve iş yatırımı alan bir ülke haline geldi. Bunu başarmasının altında yatan en önemli faktörler arasında meritokrasi sistemini en iyi şekilde uygulaması (İş pozisyonuna, o iş için en uygun ve en yetenekli kişinin getirilmesi) ve insan kaynaklarına doğru yatırımlar yapılması gösterilebilir.

Ülkemizde ise beyin göçü, bilim ve iş dünyası otoritelerince kaygı verici bulunmaktadır.   

Türkiye’nin Beyin Göçü Problemi 

Akademik çalışmalara göre Türkiye’nin beyin göçü 1960’lı yıllarda mühendis ve doktorların gelişmiş ülkelere göçü ile başlamıştır.  Yine o yıllarda yapılan bir çalışmaya göre 1967 yılında ABD’ye mühendis, doktor ve bilim adamı statüsünde beyin göçü yapmış ülke vatandaşlarımıza yapılan yatırım değeri 90.000 dolar olarak hesaplanmış ve 1967 yılında ABD’ye beyin göçü gerçekleştiren 203 kişinin beyin göçü olarak gitmesiyle 18.270.000 dolarlık bir milli kayba uğradığımız yapılan çalışmada en çarpıcı istatistiklerden biridir.

Kaygı verici durum ise 1960’lı yıllardan içinde bulunduğumuz 2019 yılına kadar süregelen zaman diliminde, gelişmiş ülkelere beyin göçü yapan ülke vatandaşlarımızın artış göstermesi ve beyin göçümüz ile beraber milli kayıplarımızın durdurulamamasıdır. İstatistikler bu çarpıcı durumu daha net bir ifadeyle yansıtmaktadır. İstatistiklere göre:

  • Son 10 yılda ülkemiz artış gösteren beyin göçünden dolayı 230.000.000 $ kaybetmiştir.
  • Bu miktar 2018 yılı toplam dış borcumuzun %49,3’lük bir kısmına denk gelmektedir.
  • YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) raporları göz önüne alındığında ise lisans ve yüksek lisans eğitimi için Almanya’da 24.000, ABD’de ise 15.000 olmak üzere 50.000’den fazla öğrencimiz yurtdışında eğitim görmektedir.
  • Bu istatistiklere göre ise Türkiye yurtdışına öğrenci gönderen ülkeler sıralamasında 11. sırada yer almaktadır.
  • TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği) verilerine göre Türk öğrenciler ABD ekonomisine yıllık bazda, 824 milyon dolar katkı sağlamaktadır.
  • TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2017 verilerine göre, 2017 yılı içerisinde 253.640 kişi Türkiye’den göç etmiştir. Bu kişilerinin sadece 3’te 1’lik bir kısmının dahi beyin göçü kategorisinde olması ihtimali, ülkemiz adına beyin göçünün ne denli büyük bir problem olduğunu gözler önüne sermektedir.

Tüm bu durumlara ek olarak AR-GE(Araştırma Geliştirme) çalışmalarına yapılan yatırımların yetersiz oluşu, fikir ve buluşların desteklenmemesi veya yeterince destek görmemesi, ülkemizde TÜBİTAK gibi kurumlardan ret alan projelerin ABD gibi gelişmiş ülkeler tarafından kabul edilip, maddi ve motivasyon desteği alması, eğitim sistemimizdeki yıllardır süregelen düzensizlik ve çarpıklıklar, beyin göçü problemimizi besleyen diğer en önemli unsurlardır. Özellikle son yıllarda yurtdışında eğitim alma düzeyinin lise seviyesinde artış gösteriyor olması, durumun ciddiyet boyutunu ispatlar niteliktedir.  

Gelişmekte olan ülkemizin, beyin göçü problemi ile yetenekli bireylerinin gelişmiş ülkelere olan göçünü engelleyememesi durumunda, milli değerlerimiz ülkemize katkı sağlayamayacak, gelişmiş ülkeler daha çok fayda sağlayıp, iş ve bilim alanlarında daha fazla gelişecek ve maalesef ülkemiz “gelişmekte olan ülke” statüsünde kalmaya devam edecektir. Bu noktada elbette siyasi otoritelerin karar alıp, uygulama yetkisine sahip oldukları için büyük bir sorumluluk altında olduklarını düşünüyorum. Örneğin, kutuplaştırmaların ortadan kaldırılması, AR-GE yatırımlarının artırılması, eğitim sistemindeki çarpıklıkların giderilmesi, bu problemi en azından yavaşlatacak faktörler olarak gösterilebilir. Fakat bu problemlerin sadece siyasi zeminde değil, aynı zamanda kişisel olarak da yavaşlatılabilir, hatta durdurulabilir olduğu kanaatindeyim. Örneğin, birbirimize karşı çok daha anlayışlı bir toplum düzeni oluşturmak bizim elimizde, bunlara ek olarak devlet kurumlarında bu tarz yenilikçi projelerin işleyiş süreçlerinin özenle takip edilip desteklenmesi yine kamu kuruluşunda çalışan memurlarımızın yetki alanı içerisinde. Tıpkı ülkemiz üniversitelerinde bazı akademisyenlerin öğrencilerinin gelişimine katkı sahibi olurken, bazılarının da yersiz ve demoralize edici tavırlarda bulunup bulunmamasının kendi ellerinde olmaları gibi. Ya da yatırımcıların yeni, geliştirilebilir, istihdam oluşturulabilecek alanlara yatırım yapmalarının kendi ellerinde olması gibi. Görüldüğü üzere küçük adımlarla büyük yollar kat edebilmek hiç de hayal değil.

Dünya çapında büyük işler başaran beyinlerimizin, ülkemizde istedikleri gibi, verimli koşullar altında, en iyi işleri başarması temennisi taşıdığımı belirtmek isterim. Son olarak yazımı, Ebedi Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, Berlin’de o dönemler öğrenci olan Ord. Prof. Sadi Irmak’a söylediği “Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz”. sözü ile, beyin göçümüzün tersine dönmesi ve beyinlerimizin yurtdışında kendilerini en iyi şekilde geliştirerek ülkemize döndüklerinde büyük ve uluslararası işlere imza atmaları dileklerim ve temennilerim ile bitiriyorum.

Psikolog M. Sadi Nakiboğlu

Soru, düşünce ve talepleriniz için:

[email protected]

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Tebrîk ederim,
    Bu yazınızla oluşacak kıvılcımların
    ülkemiz için yanan gönül ateşlerine
    dönüşmelerini diliyorum.

    1. Teşekkür ediyorum Sait Bey, sizler ile aynı beklentilere sahip olmak son derece mutluluk ve gurur verici.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı