Ana Sayfa / Köşe Yazıları / Çocuk Bizim İçin Vakit mi Nakit mi?

Çocuk Bizim İçin Vakit mi Nakit mi?

Çocuk bizim için vakit, emek harcanması gereken bir değer mi, yoksa para karşılığında birisinin ya da birilerinin bakması gereken, omuzlarımızdaki bir yük ya da mecburiyet mi?

Neden çocuk istiyoruz, neden çocuk sahibi oluyoruz? Fıtratımızda olduğu için mi, bir geleneği sürdürmek, birilerine hava atmak ya da moda için mi, yoksa gerçekten bu kadar özel, bu kadar masum bir varlığa sahip olmak ve neslimizi en güzel şekilde sürdürmek için mi? Hangisi, neden ve niçin? Ebeveyn kime denir? Çocuğu doğurana mı, yoksa çocuğa en iyi şekilde bakana mı?

Bebek dünyadaki en masum varlıktır. Günahsızdır, tertemizdir, berraktır. Fakat gün gelir o bebek büyür ve kimi rol model seçmişse onun istikametinde yoluna devam eder. Çocuklar ebeveynlerin aynasıdır; ailede, anne-babada ne görürse onu yapar. Çocuk, bildikleriyle değil, gördükleriyle hareket eder.

Yazıma soru ağlarıyla başladım, eminim şu an beyniniz bu ağlarla örülü, kafanız karışık, belki de endişelendiniz… Biz millet olarak bir konu hakkında çok düşünmeyi sevmeyiz, oysa konu çocuklarımız olunca durup biraz düşünmek gerek. Çünkü onlar bizim bu dünyadaki en kıymetli miraslarımız, en güzel eserlerimiz, ne olur onlara bu nazarla bakalım, bu yüzden üst üste gelen sorulardan korkmayalım ve cevaplarını en doğru şekilde bulmaya çalışalım.

Çocuk sahibi olmak size ne hissettiriyor? Olsa da olur olmasa da olur nazarıyla baktığınız bir nötr duyguyu mu, el âlem “Bak boy boy çocukları var maşallah!” deyince bunun hazzını yaşama arzusunu mu, yoksa onun her değişimini izlemek, böylesi güzel bir nimeti bahşeden yüceler yücesi Mevla’ya şükretme isteğini mi? Hangi his daha ağır basıyor yüreklerinizde?

Marifet çocuk sahibi olmak değil, asıl marifet o çocuğa her şekilde çok iyi bakabilmek, ona zaman ayırabilmek, derdiyle dertlenmek, mutluluğuna ortak olmak, gelişim evresini yakından bizzat takip etmek kısacası ona bu ailenin değerli bir üyesi olduğunu ve özüne, kimliğine saygı duyulduğunu hissettirmek…

Bu yaklaşım, onun iç dünyasında büyük yankı uyandırır. En önemlisi “Sen ne yaparsan yap bu ailenin önemli bir parçasısın” mesajı çocuğa çok iyi veriliyorsa o zaman çocuk aidiyet duygusuyla ailesine bağlanır. Sorumluluklarının bilincinde olur. Ruhundaki huzur, yüreğindeki güç ve iradeyle birleşir ve karşısına çıkan hata yada yanlışları yapmamaya dikkat eder, özen gösterir. Eğer bir yanlış yapmışsa da bunun pişmanlığını yaşar ve bu hatasını düzeltmeye çalışır.

Çocuklarınızın yaptığı hata ya da yanlıştan ötürü hemen sinirlenip tepki göstermeyin. Ona hemen eleştirisel yaklaşıp kızmayın. Şahsiyetini aşağılayıp küçük düşürücü söylemlerden sözel şiddetten uzak durun. Şunu unutmayın ki, çocuk gördüğünü hafızaya alır ve vakti geldiğinde onu ortaya çıkarır. Çocuk bir yanlış yaptığında çözümü şiddet değildir, o an çözümmüş gibi görünse de ileri de daha ciddi durumlarla sizi karşı karşıya bırakabilir.

Bir gün arabada giderken radyoda bir program dikkatimi çekti ve can kulağıyla dinlemeye başladım, Yanlış hatırlamıyorsam biri ilahiyatçı diğer iki bayan ise psikolog idi. “Şiddet”i tartışıyorlardı. Eşe uygulanan şiddet ve ebeveynlerin çocuklarına uyguladıkları şiddet… Konuya odaklanmış ilgiyle dinliyordum. Bayanlardan biri dedi ki “Çocuklarımıza uyguladığımız şiddet hakka yol açıyor; çocuk, anne ya da babadan gördüğü şiddet karşısında önce kendini savunmaya çalışıyor, sonraki aşama da ufak ufak karşılıklar vermeye başlıyor, daha sonrasında bu şiddeti arkadaşına uyguluyor. Arkadaşıyla tartıştığı anda onu tartaklamaya başlıyor. Neden? Çünkü ailede gördüğü şeyi yapıyor, bunun sonucunda da şiddeti çocuğuna öğreten ve aşılayan ebeveyn çocuğunun arkadaşının hakkına girmiş oluyor. İşte bu, bu kadar ince bir hesap, bunu düşünerek iradenize hâkim olun ve çocuklarınıza kötü davranışları aşılamayın.” tarzında cümleler söylemişti. Program çok etkiliydi ve o bayan çok haklıydı. Lütfen tanımadığımız bihaber olduğumuz insanların hakkına girmeyelim, bu düşünceyle çocuğumuzu eğitirken tutum ve davranışlarımıza daha da özen gösterelim.

Ne çabuk unuttuk çocukluğumuzu? Biz de çocuktuk, biz de türlü türlü hatalar yaptık, yeri geldi anne ve babamızı üzdük, yeri geldi beklenmedik tutumlar sergiledik, biz de çocuktuk biz de bu yollardan geçtik.

Unutmak büyük nimetlerden birisi olsa gerek, fakat bazen insanlar empati kuramayacak kadar yaşadıklarını unutursa işte o zaman sıkıntı var demektir. Çocuklarımızla yaşadığımız durumları biraz düşünelim ve yoralım kendimizi… Empati, çocukla ebeveyn arasında gizli geçittir bence… Aranızda çok sağlam bir bağ kurmanızı sağlar. Empati ebeveynlere sabırlı olmayı, hoş görülü olmayı, onu anlamayı, anlayışlı olmayı ve olaylara daha doğru bakabilmeyi öğretir. İşte o zaman çocuğumuzu daha iyi okur, daha iyi analiz ederiz.

Size bir aile örneği vermek istiyorum. Nazan Hanım ve Hilmi Bey’in tek çocukları var; Oğuz. Anne ve baba yoğun bir tempoda çalışıyor; sabah: 08.00 akşam: 20.00. Çocukları özel bir okulda 3. sınıf öğrencisi. Her dediği anında yapılıyor, istediği her şeye kısa sürede sahip oluyor. Fakat çocukta sıkıntılar gözle görülecek denli dikkat çekiyor. Mutlu değil, sürekli birileriyle uğraşıyor, dersi dinlemiyor, yaramazlık, küfür, argo konuşma ve şiddet diz boyu. Sürekli vukuatı var. Okul, aileyi görüşmek için çağırıyor fakat yoğunluklarından ötürü gelemiyorlar, sürekli erteliyorlar.

Oğuz, eve gelince onunla bakıcı ilgileniyor. Her akşam anne ve babanın gelme saati en erken 20.00 suları oluyor, evin atmosferi çok soğuk, her şey rutin bir biçimde devam ediyor, yemek yeniyor, masada üstün körü birkaç cümle, çocuk her zaman içinde taşıdığı umuduyla anne ve babasının gözünün içine bakıyor, ilgilerini çekecek birkaç hamle yapmasına karşın onlardan gelen cevap; “Yapma Oğuz, bugün işler çok yoğundu, biraz dinlenmek istiyoruz hadi odana, sen de ödevlerini yap.” Oğuz, bunları ezberlemişti zaten, anne ve baba ne zaman bu sözleri söyleyecek olsa Oğuz da onlara eşlik eder, adeta koro halinde cümleler dökülüverirdi. Oysa bu durumu ne Nazan Hanım ne de Hilmi Bey fark etmemişti. Kafaları yeterince meşguldü, Oğuz’u; biricik yavrularını göremeyecek kadar yoğundu. Oğuz odasına gitti, boğazı düğümlendi, ağlamak istedi, ama tuttu kendisini. Ağlamadı. Her gece olduğu gibi bunu da içine attı, yatağında arkadaşı Erkan’ı düşünüyordu, “Ne kadar şanslı, anne ve babası onunla çok ilgileniyor, çok mutlu, dersleri de çok iyi” diye içinden geçirdi ve uykuya daldı.

Çoğu sabah olduğu gibi bu sabah da huzursuz uyandı, içinde biriken kızgınlıkları, öfkeyi bugün hangi arkadaşından çıkaracaktı Allah bilir. Yıllar böyle sürüp gitti. Oğuz çok sorunlu bir çocukluk ve ergenlik geçirdi. Ailesi bu durumla başa çıkamayacaklarını anlayınca profesyonel yardım almaya karar verdi. İyi bir psikolog bulup kapısını çaldılar, psikolog önce anne ve babadan çocuğu dinledi. Oğuz’un vukuatları, öğretmenlerin ardı arkası kesilmeyen şikâyetlerini bir bir anlatıldı. Psikolog, A’dan Z’ye her şeyi dinledikten sonra dönüp anne ve babaya; “Sizin için oğlunuz vakit değil nakitmiş, siz oğlunuzu, hayatını, her şeyini satın alarak onu bugünlere getirmişsiniz, oysa o sizden sadece bir çift gülen yüz, biraz ilgi, biraz değer ve biraz da sevgi istemiş, ama bunlara cevap vermemişsiniz, ona her şeyi almışsınız, önüne sermişsiniz, lüks bir hayat yaşatmışsınız, ama iç dünyasını yokluk içinde bırakmışsınız onun duygu dünyasını hep karanlık bırakmışsınız ne yazık ki aydınlatamamışsınız…”

Bunu duyan Hilmi Bey ve Nazan Hanım şok etkisiyle pişmanlıklar içinde kıvrandılar, hem kendilerinden utandılar, hem de bir çocuğun dünyasını cennete çevirecek, dünyasını aydınlatacak şeyin lüks yaşam değil, kaliteli, sevgi dolu zaman ayırmaktan geçtiğini çok geç de olsa anladılar…

Sevgili anne babalar biz hem kendi hayatımızı, hem de çocuğumuzun hayatını pişmanlıklarla doldurmayalım. Onun ihtiyacı olan şeyleri vaktinde verelim. Herşey zamanında güzel ve özeldir. Yine kendi bencilliğimizden sebep, ya da vakti, ilgiyi, yoğunluğu, mesleğimizi öne sürerek çocuklarımızı kardeşsiz, tek bırakmayalım. Yine yaşadığım bir örneği anlatmak istiyorum.

Bir gün bir programa katılmıştım, seminer veren başarılı bir doktor hanım idi. Mesleğinin, zorluklarından bahsediyordu, konu konuyu açtı ve bir anekdotunu bizlerle paylaştı, “Bir bayan doktor arkadaşım bana bir gün şöyle demişti “Anne ve babam beni kardeşsiz bırakarak bana en büyük bencilliği yaptı.” Bunu deyince içimi çok büyük bir üzüntü kapladı, tanımadığım o bayan için çok üzüldüm ve şöyle düşündüm: “Bir insanın anne ve babasını “bencilikle” suçlaması ne kadar ağır ne kadar zor, kim bilir aralarında kaç kez bu konu tartışılmış, kaç kez konuşulmuştur, ama olan olmuş, biten bitmiş, geçen geçmiştir. Bu yüzden yaşadığımız her anın kıymetini bilmeli ve gelecek de ne ile ne şekilde karşılaşabileceğimizi şimdiden bugünden hesap etmeliyiz. Tabi ki geleceği Mevla’dan başka kimse bilmez, biz sadece öngörülerimizi hesaba katarak önlemimizi almaya çalışalım.

Zaman hayatımızda çok önemli bir yere sahip olmalı, onu çok iyi tasarruf etme bilinci de zihnimizde daimi olarak yerini almalı… Bişr-i Hafi’nin dediği gibi “Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı. Zamanınızı bu açıdan görün ve faydalı iş yapın.” Bu sözü dikkate alarak yaşamımızı şekillendirmeliyiz.

Psikolojik Danışman Zuhal Güney

Gsm: 0530 330 9233

Hakkında: Zuhal GÜNEY

Psikolojik Danışman

Bu da var!

Beyin Göçü Problemimiz

Beyin göçünün ülkemiz adına tersine döndüğünü düşünenler olsa da güncel araştırmalar bu durumun böyle olmadığını …

6 Yorum

  1. Yazılarınızı beğeni ile takip ediyorum devamınıda bekliyorum

  2. Zeynep Yeter Arslan

    Kaleminize, yüreğinize sağlık. Ince ince dusunulmesi gereken bir konu cidden. Bunu tekrar gündeme getirdiğiniz icin teşekkür ederiz Zuhal Hanım. Sevgilerimle.

  3. Ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmus. Örnekler de gayet etkileyici. Çok sağ olun.

  4. Muhammed Emin ÖZDEMİR

    Örnekler ve yazının komplesi itibari ile okuyan yaşı ilerlemiş kişileri dahi etkileyip bazı sahip oldukları huyları ve hareketleri sorgulatacak kadar güzel ve etkili yazmışsınız ellerinize sağlık.tebrik ediyorum..

  5. Aysun namazci

    Kaleminize sağlık yüreği güzel insan çok güzel bir yazı olmuş gerçekten Rabbim çocuklarımızı imanlı ahlaklı yetiştirebilmeyi nasip etsin cumlemize insallah

  6. Zerrin Yörür

    Çocuklarımız bizim bu dünyada ki en değerli en kıymetli en özenli hazinemizdir. Dünyaya insan mirası olarak bıraktığımız bu hazineleri bizler doğduğu günden itibaren eğitimine gelişimine bedenen ruhen manen madden nasıl etki etmeliyizi anne baba olmadan önce iyi düşünmeli kendimiz hazır olunca, sen ben değil biz olunca bebek sahibi olmalıyız. Hocamın söylediklerine katılıyorum.Çocuklarımız bizim aynamızdır. Hocam tebrikler nokta atışlarınız için. Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir