Çocuk Eğitimi mi, Anne-Baba Eğitimi mi?


Çocuk eğitimi konusunda çoğu anne-baba sızlanır. “Ne yapsam sözümü dinletemiyorum”, “Beni çileden çıkarıyor”, “Koyduğum kurallara ısrarla uymuyor”, “Sürekli benimle tartışıyor ve bana karşı geliyor” gibi ifadeleri hemen her anne baba çaresizlik içinde kullanmaya devam ediyor.

Peki, çocuklarımızda bu gibi istenmeyen davranışlara nasıl son verebiliriz? Onlara doğru davranışları nasıl kazandırabiliriz? Çocuklarımızın yanlış davranışlarına son vermek ve onlara doğru davranışlar kazandırabilmek için, ellerinden tutup doğruca bir uzmanın odasında mı almalıyız soluğu? Yoksa anne babalar olarak çocuklarımızdan önce biz mi kendimizle ilgili bir şeyler yapmalıyız?

Çocuğun eğitiminde ailenin etkisi nedir?

Eğitim hayat boyu devam eden bir süreçtir. Öğretimin amacı çocuklara bilgi kazandırmak; eğitimin amacı ise davranış kazandırmaktır. Davranış kazanmada en önemli etken ise, birlikte geçirilen zamanın süresi ve kalitesidir. Bireyin hayatı boyunca aldığı eğitimin en önemli kısmı, ailede geçirdiği dönemdir.

Bebekler, beyin gelişimleri henüz tam olarak tamamlanmamış olarak dünyaya gelirler. Beyin gelişiminin büyük bir kısmı 0 – 6 yaş döneminde tamamlanır. Birey, hayatı boyunca edindiği tüm davranış biçimlerinin %75 ini, 0-6 yaş döneminde kazanır. Bu sebeple, bu yaş aralığı özellikle eğitim açısından son derece önemlidir. Bu dönemde, çocukların nörofizyolojik mekanizması açıktır, algıları güçlüdür, hafıza kaydı yoğundur ve öğrenme gücü en yüksek seviyededir.

Çocuğun sosyal, duygusal, ruhsal, zihinsel ve fiziksel yönden gelişimi ilk olarak ailede başlar. Çocuk, hayatının bütününü şekillendirecek olan temel bilgileri, becerileri, değer yargılarını, inancını, sevmeyi, saymayı, paylaşmayı en başta ailesinden ve yakın çevresinden alır. Kısaca, kişilik ailede şekillenir.

Çocuğun,  toplumla uyum içerisinde yaşayabilmesi ve sorumluluk duygusu kazanabilmesi için belli bir disiplin içerisinde yetiştirilmesi gerekir. Kural tanımadan büyüyen çocuklar hem kolay mutlu olamazlar, hem de kabul görmeyen davranışları nedeniyle sosyal çevre tarafından dışlanabilirler.

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, anne-baba ilgisinin ve kontrolünün yetersiz veya hiç olmadığı ortamlarda yetişen çocuklar, genellikle problemli davranışlara sahip olmanın yanında ilerleyen yaşlarında ruh sağlığı sorunları yaşamaya daha açıktırlar.

Anne babalar olarak nerede yanlış yapıyoruz?

Gelişim Psikolojisinin duayeni olan Jean Piaget’in, çocukların zihinsel gelişimiyle ilgili yaptığı araştırmaların sonucuna göre; çocuklarda düşünme ve öğrenme, yetişkinlerden farklı olarak ortaya çıkmaktadır. Piaget’ye göre çocuklar somut şeyleri öğrenirler. Yaşadıkları dünyaya ilişkin algı ve inançları, somut olarak algılayabildikleri şeylere dayanır.

Piaget’nin ulaştığı sonuç, çocuklara kuralları nasıl öğretebileceğimizle ilgili çok önemli ipuçları veriyor bizlere. Çocuklarımıza kuralları iki temel yoldan vermeye çalışırız. Sözlerimiz ve davranışlarımızla. Evet, ikisi de bir ders verir ama somut olan davranışlarımızdır. Sözlerimiz değil, davranışlarımız kuralları belirler.

Nasihatler, azarlamalar, tehditler, cezalar, ikna yöntemleri çocuklarımızın eğitiminde en sık kullandığımız ama ne yazık ki etkili olmayan yöntemlerdir. Çocuklarımıza kuralları sözlerimizle değil, somut olan davranışlarımızla öğretebiliriz. Sözlerimizi, davranışlarımız ile destekleyebilirsek eğer, çocuklarımız sözlerimizi ciddiye alır ve böylece koymak istediğimiz kuralı daha net bir şekilde anlayabilirler. Şimdi bu durumu birkaç örnekle netleştirmeye çalışalım.

  • Dört yaşındaki çocuğunuza yatma saati ile ilgili alışkanlık kazandırmak istiyorsunuz. Bundan sonra yatma saatinin 21:30 olduğunu ona söylediniz. Saat  21:30 oldu ancak çocuğunuz biraz daha oynamak veya çizgi film izlemek istiyor. Sizse ona erken yatması gerektiği ile ilgili nasihatlerde bulunuyorsunuz ve onu ikna etmeye çalışıyorsunuz. Saat 10:30 oldu ve sizin ikna çabalarınız hala devam ediyor ve üstelik öfkelenmeye de başladınız. Sonra da “Ne halin varsa gör” diye bağırıp çağırdınız ve onu kendi haline bıraktınız.

Koymak istediğiniz kural neden etkili olmadı. Nasıl davranmanız gerekirdi? Sözlerinizi davranışlarınızla desteklemediniz. Oysa sözel bir uyarıdan sonra davranışımızla bunu destekleyip, kuralı çocuğun anlayacağı şekilde somutlaştırmamız gerekirdi. Şimdi örneğe tekrar dönelim. Saat 21:30 olduğunda çocuğunuza “Haydi bakalım yatma saati” demeniz ve eğer itiraz edecek olursa çocuğunuzla tartışmadan onu yatağına götürmeniz ve böylece bu kuralın kesin olduğunu, ona davranışınızla göstermeniz gerekir. Çocuğunuz böyle bir durumda belki ağlayacak, sızlayacak, sitemde bulunacak ama neyi öğrenecek? Saat 21.30 olduğunda yatması gerektiğini.

  • Sekiz yaşındaki çocuğunuz yaklaşık iki saattir bilgisayarda oyun oynuyor. Çocuğunuzdan artık bilgisayarı kapatmasını istediniz o ise biraz daha oynamak istediğini söylüyor. Yarım saat daha süre verdiniz. Yarım saatin sonunda tekrar bilgisayarı kapatmasını istediğinizde, biraz daha oynamak istediğini söylüyor ve bunda ısrarcı üstelik.  Hatta, arkadaşlarının annelerinin çocuklarına daha fazla izin verdiklerini söyleyerek sizin de süreyi uzatmanızı ısrarla istiyor. Siz ise ona nasihatte bulunuyor, bilgisayarda fazla vakit geçirmenin zararlarından bahsediyor ve hatta biraz da öfkelenip azarlıyorsunuz ama, sonrasında ise çocuğunuzun isteğine boyun eğiyorsunuz.

Çocuğunuz neyi öğreniyor? Tabi ki annesini ikna edebileceğini. Peki, koyduğunuz kuralın kesin olduğunu anlamasını nasıl sağlayabilirsiniz? Ek olarak verdiğiniz yarım saatin sonunda bilgisayarı kapatmasını istediğinizde, çocuğunuz buna itiraz ederse eğer kalkıp bilgisayarı kapatmanız ve böylece sözlerinizi davranışlarınızla dekteklemeniz gerekir. Belki ağlayacak, sızlayacak, sitemde bulunacak ama neyi öğrenecek? Bilgisayarı kapat dediğinizde kapatması gerektiğini.

 

  • Beş yaşındaki Burak yemek yerken aynı zamanda çizgi film seyretmeyi seviyordu. Ama bu şekilde yemek yeme süresi o kadar çok uzuyordu ki çoğu zaman annesi yapması gereken işlerine vakit bulamıyordu. Annesi, bu konuda defalarca uyarmasına ve nasihatte bulunmasına rağmen Burak, alışkanlığını devam ettirmeye kararlıydı. Bunun böyle olmayacağını anlayan annesi ona net bir mesaj verdi: “Burak, sen yemeğini yiyinceye kadar TV kapalı duracak” dedi ve televizyonu kapattı. Burak ağladı, isyan etti, söylendi ama çabucak yemeğini de bitirdi. Neden? Çünkü çizgi film seyretmek istiyordu ve yemeğini yemezse seyredemeyeceğini biliyordu. Yemeğini yiyince annesi ona aferin dedi ve televizyonu açtı. Burak annesinin davranışından neyi öğrendi. Bu konuda annesinin kararlı olduğunu tabi ki.

Çocuk için olabilecek en kötü durumlardan biri, net ve anlaşılır sınırların olmadığı bir aile ortamında büyümektir. Çocukların net ve anlaşılır sınırlara ihtiyacı vardır. Çünkü net ve anlaşılır sınırların olduğu ortamda, çocuklar kendilerini daha güvende hissederler. Neleri yapıp, neleri yapamayacaklarını bilirler. Evet, çocuklarımız koyduğumuz sınırları çoğu zaman zorlarlar. Ama çocuklar bunu yaparak aslında neleri yapabileceklerini, neleri yapamayacaklarını, kontrolün kimde olduğunu, ne kadar ileri gidebileceklerini ve çok ileri giderlerse ne olacağını görmek ve anlamak isterler. Çocuklar deneyerek hayatı öğrenirler ve denemeyi gerçekten severler.

Çocuklarımıza net ve anlaşılır sınırları nasıl koyabiliriz?

Öncelikle çocukların net ve anlaşılır sınırlara ihtiyacı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Çocuklara kural koyarken:

  1. Açık, anlaşılır ve kesin olun. (Ne kadar az konuşursanız o kadar net olursunuz).
  2. Normal ses tonunuzla konuşun.
  3. Sözlerinizi davranışlarınızla destekleyin.

Anne baba olarak nasıl bir tutum sergilemeliyiz?

  • Gecenin 24.00?ü ve arabanızla evinize gidiyorsunuz. Tam kavşağa geldiniz, hay aksi! kırmızı ışık yandı.  Oysa biran önce evinize gidip, duş alıp yatağınıza uzanmak istiyorsunuz. Şöyle bir sağa sola baktınız, “trafik sakin, tek tük araç gelip geçiyor zaten” dediniz içinizden ve kırmızı ışıkta geçerek yolunuza devam ettiniz. Bir sonraki kavşağa geldiğinizde yine kırmızı ışık yanıyordu ve siz yine beklemeyip kırmızı ışıkta geçtiniz. Tam yolunuza devam ediyordunuz ki trafik polisi sizi durdurdu ve evraklarınızı istedi.  ”İki defa kırmızı ışıkta geçtiniz. Biliyorsunuz ki kırmızı ışıkta geçmek suçtur, kırmızı ışıkta geçmemelisiniz. Kendi canınızı ve başkalarının canını tehlikeye sokabilirisiniz” dedi. “Üstelik kırmızı ışıkta geçmenin hem para hem de puan cezası vardır biliyorsunuz” diye de ekledi.  Sonra da herhangi bir işlem yapmadan evraklarınızı geri verdi ve gidebileceğinizi söyledi. “Bir daha olursa kesinlikle ceza yazarım ona göre” diye uyarmayı da ihmal etmedi. Siz de yolunuza devam ettiniz.

Böyle bir deneyimden sonra tekrar kırmızı ışığa takıldığınızda ne yapardınız? Trafik polisinin babacan bir tavırla yaptığı nasihatleri aklınıza getirir, geçmenin yasak olduğunu hatırlar ve kırmızı ışıkta bekler miydiniz? Yoksa, önceden de yaptığınız gibi kırmızı ışıkta basıp geçer miydiniz? Sanırım ikinci seçenek daha ağır basıyor değil mi? Neden? Çünkü kişiliğimizi şekillendiren en önemli etkenlerden biri hiç şüphesiz deneyimlerimizdir. Eğer daha önce kırmızı ışıkta geçip herhangi bir yaptırım ile karşılaşmamış isek bu deneyimimiz tekrar kırmızı ışıkta geçmemize engel olmayacaktır.

Şimdi yukarıdaki örneğe tekrar dönelim isterseniz. Trafik polisi sizi durdurdu ve evraklarınızı istedi. “İki defa kırmızı ışık ihlali yaptınız, bunun cezası 500 tl ve ayrıca ehliyetinize de 40 puan ceza yazıyorum” dedi. Cezayı yazıp makbuzunu verdikten sonra gidebileceğinizi söyledi.

Peki, böyle bir deneyimden sonra tekrar kırmızı ışıkta geçer miydiniz?

İşte,  aslında kırmızı ışık, çocuğun hayatındaki net ve anlaşılır kurallar; trafik polisi de anne ve baba gibidir. Trafik polisinin tutumu sürücünün kazanacağı davranışı nasıl etkiliyorsa; anne babanın tutumu da çocuğun kazanacağı davranışı aynı şekilde olumlu veya olumsuz yönde etkilemektedir.

Sonuç olarak;

Çocuklar, ebeveynlerinin anne ve baba gibi davranmalarını beklerler. Kararlı olmamıza ihtiyaçları vardır. Onlara kesin ve net sınırlar koymamızı bekler ve buna güvenirler. Çünkü sınırlar çocuklara güven verir. Net ve anlaşılır sınırlar sayesinde neyi yapıp neyi yapamayacaklarını bilirler. Diğer taraftan kararlı davranarak çocuğumuza “Ben senin annenim, babanım. Güçlüyüm, becerikliyim. Kontrol bende, bana güvenebilirsin. Sana doğru yolu ben gösterebilirim.” mesajını en iyi şekilde vermiş oluruz. Çocuğun tam olarak ihtiyacı, ona yol gösterebilecek bir rehberdir zaten.

Psikolog Ali Bayram ÜN

0(505) 683 30 01

www.ametistdanismanlik.com

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocuk Eğitimi mi, Anne-Baba Eğitimi mi?

Giriş Yap

Captcha!
Don't have an account?
Kaydol

Şifre sıfırla

Back to
Giriş Yap

Kaydol

Captcha!
Back to
Giriş Yap
İçerik Tipi Seç
Kişilik testi
Kişilik hakkında bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyenler için cevapların olduğu doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Kararlar verme ya da görüş belirlemek için anket
Hikaye
Gömülü ögeler, görseller ve biçimlendirilmiş metinler
Liste
Klasik listeler
Açık Liste
Açık Liste
Sıralama Listesi
Sıralama Listesi
Video
Youtube, Vimeo, Vine gömülü videolar
Ses
Soundcloud & Mixcloud
Resim
Fotoğraf & GIF