İnsanın Kişiliğine Dair


Hepimiz gündelik hayatımızın işleyişi içinde duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı çeşitli dışsal ve içsel baskı mekanizmalarının etkisiyle yarım yaşıyoruz. Yarım yaşanmışlık hali sorunların kaynağının çözüm yollarının da yarım olarak algılanmasına ve beraberinde inançsızlığın oluşmasına zemin hazırlar hale geliyorlar. Bahsi geçen inançsızlık dini anlamda yaşanılan karmaşa olarak yada tercihsel yönelim olarak kısıtlı algılanmamalıdır. Yaşanılan inançsızlığın boyutu, toplumun insan hayatını yöneten, onu karmaşanın ve sıfır noktasında oluşacak hiçliğin girdabından koruyacak her türlü referans düşünceyi yok sayması olarak düşünüleceği gibi sorunlar karşısında kullanılması gereken insan olmaktan kaynaklı yeteneklerin yok sayılarak savunmasız mağdur psikolojisinde sabit kalmasını sağlayan donma hali de bir tür inançsızlıktır. Kendi gücüne inanmayan, mücadele edebilme kapasitesini yok sayan, eylemselliği pasiflikle bertaraf eden, değişime ve yenilenmeye direnç gösteren, durağan olanı idealize edip mükemmelleştiren, her türlü farklı olanı değersizleştirip içe alımına set koyan davranış modellerinin arkasında inançsızlık zemini yatar. İnançsızlık insanı öyle karanlık girdapların içine savurur ki, kişi güzele dair hiç bir şeyin olamayacağı umutsuzluğunu geliştirerek hayattan zevk alamaz. Zaman içinde alışkanlık haline gelen davranış kalıpları duygu-durum dalgalanmalarına yol açar. Duyguların, içinde yaşanılan gerçeklik yaşantının durumsallığına karşı uygun tepkileri geliştirme yeteneğini kaybetmeye başladığında, beraberinde ruhsal bozuklukların zemin bulabileceği dengesi olmayan bir tahtanın üzerinde ayakta kalmaya çalışan kişiliğin oluşmasına sebep olur.

Oluşan dengesiz kişiliğin üreteceği duygu-düşünce-davranış üçgeni, normal sayılabilecek parametrelerin dışına kayarak yeni bir normallik algısı oluşturmuş kişilik insanın sağlıklı olana değişimini, gelişimini, gündelik yaşamını sabote edecektir.. Bu sabotajın karşındaki en önemli silah, kişinin önceden geliştirmeye başlaması beklenen, bir kısmı öğrenme ile şekillenen, bir kısmı yetişkinlik entelektüel kapasitesinin sorgulamalarıyla kazanılan, çoğu kısmı toplumun ihtiyacıyla geliştirilip gelenekleriyle yaşatılıp, modernize haliyle yasalarıyla sabitlediği, evrensel insan hakları potasında sentezlediği, tarihsel öğrenmelerin tecrübesiyle kitaplaştırdığı kültürleme araçları ile oluşan referans düşüncelerdir. Bahsi geçen bütün bu referans düşünceleri değersizleştirip hiçlik noktasında kendisini konumlandırmış ruhun yaşadığı aidiyetsizliğe, karmaşaya, haz kaynaklı zanna dayalı iç huzuruna rağmen, benliğin potansiyelinde bulunan tam olma ihtiyacı dengede kalma arayışına her daim devam ederek, kişiyi içine girip çıktığı duygusal bunalımlarla, depresif halleriyle uyararak uyandırmaya çalışacaktır. En yukarılardan gelen ve açığa çıkmaya çalışan insani potansiyelin sesi sürekli uyarılarına devam ederek uyanışa olan arzusunu dayatacaktır. Karlar altında açmayı bekleyen kardelenin ilk gördüğü güneşin ışığına açtığı yaprakları gibi, potansiyel açığa çıkabilmek için güneşin o ışığını bekleyecektir, buna susamıştır, bunu hak edecek kadar dünyasallığın ateşinde yanan insanı seyretmektedir, merhameti ve af ediciliği ile, ölümlü olanın bütün kusurlarına rağmen, cennetin huzurunu ona layık görerek ölümsüzlüğü tattırmaya gönüllüdür. Genelde insanı uyandırmak için uyarılarını hayat olayları üzerinden yapmaktadır. Nasıl ki bilinçaltının çözülmeyi ve yüzleşilmeyi bekleyen travmatik yaşantı kaynaklı duyguları gün yüzüne çıkabilmek için, insanın davranışlarını manipüle ederek aynı travmatik hayat olaylarını kurgulayarak insanı o zemine çektiği gibi, potansiyel olan olgun üst bilişsel yan açığa çıkmak için bilincin davranışlarını kendisini fark edebilecek kadar kırılgan bir zemine çekerek bir şeylerin değişmesi gerektiğini, atılım yapılarak yenilenme arzusu duymamızı sağlatarak açığa çıkar.

Kendisini keşif etmeye motive bulabilmesi için insanın, yaşadığı bunalımların eski öğrenmelerle çözülmeye yetmeyecek kadar ilkel kalan duygu ve davranışlarını fark etmeye başlaması ile olacaktır. Tüm bu süreç kendi içindeki anlamlı bütünlüğüyle, psikoloji biliminde araştırmaya yönelmiş profesyonel tarafından kolayca fark edilecektir. Bu farkındalıklarla şekillenmiş psikoterapi çalışmalarında, danışanın menfaatine yönelik organize edilerek kullanılacak terapi araçlarından birisi haline dönüştürülebilmeye müsaittir. Gündelik hayatın spontane akışı içinde insanlar bu döngüyü fark edebilecek kadar, kendi içsel analizlerine yönelemezler. Bu yönelmeyi yapabilecek kadar motive olabilmeleri için kritik ve yıkıcı, dağıtıcı hayat olaylarına maruz kalmaları gerekir, hayat olaylarının yaşantısı ister kadere dayalı olsun, ister rastlantısal olsun, isterse bilinçaltı ve bilinç üstünün manipülasyonları ile şekillenen kurgulanmış fark edilmeden hazırlanmış insan davranışlarıyla olsun, köklü değişimler için gereklidir. Kişilik olgunluğa ulaşabilmek için hayatın zorlantılı yaşantılarına maruz kalarak zorlanmak zorundadır. Zorlamanın baskıcı, bir o kadar da itici gücü alışkanlıklarla örülmüş, beton kadar sert kalıplaşmış yaşama şeklinin yerine daha işlevsel olanı getirebilmek için gerekli olan irade gücünün oluşmasında, bilinç sıçramasının gerçekleşmesinde çok önemli etkiye sahiptir. Eskilerin dervişleri, dergâhtan ayrılırken birbirlerine belan bol olsun diye dua ederlermiş. Genelde edilen duaların latif yönüne alışık olan kulaklarımız, belayı temenni eden şekli karşısında yaşanılan ilk şaşkınlığını atlattığınızda, bu duanın asıl anlamını fark etmeye başlayacaktır. O zamanların alimleri şunu fark etmişlerdir ki, durağan ve stabil yaşantı insanın gelişimini sekteye uğratırlar, gelişim için bela şarttır.
Başlangıçta boş bir levha gibi temiz olan bebeğin zihni yaşam içinde maruz kaldığı yaşantılarla zihinsel yapısını inşa etmeye başlar. Genetik dürtülerinin de etkisi altında geçirdiği bu sürecin sonunda andaki kendisini tanımasını sağlayan özelliklerini edinir. İçinde varlık bulduğu toplumun, ailenin değer yargılarından edindiği kayıtlamalarla kendisini zan ettiği bütünlüğü belli zaman sonra yetmemeye başlar, daha fazlası gerektiğini bilerek gelişimin sonsuz macerasını atılmak ister merakçı bilinci. Bu atılımın ilk şartı olan konfor alanından çıkma iradesini gösterebilirse bilinç, köklü zihinsel değişimlerin yaşandığı dış dünyanın farklılıklarından öğrendikleriyle kendisini yeniden inşa edecektir. Gelişimin karşısındaki en güçlü düşman durağanlıktır. Bu durağanlığın yıkılması gerektiği bilincinde olan dervişin bela arayışı, belanın insanı konfor çemberinin dışına iten, yeni öğrenmeler sağlayan, sorun çözme becerilerini geliştiren vurucu hisleri oluşturabilmesindendir. Şaşırtıcıdır ancak her türlü sıkıntı insan için rahatlıktan daha gereklidir.

İnsanın uyanışı için gerekli olan ikazlarını hayat ortaya koyduğu olay örgüleri üzerinden yapar. Nasıl ki bilinçaltının çözülmeyi ve yüzleşilmeyi bekleyen travmatik yaşantı kaynaklı duyguları gün yüzüne çıkabilmek için, insanın davranışlarını manipüle ederek aynı travmatik hayat olaylarını kurgulayarak insanı o zemine çektiği gibi, potansiyel olan olgun üst bilişsel yapı açığa çıkabilmek için bilincin davranışlarını kendisini fark edebilecek kadar kırılgan bir zemine çekerek bir şeylerin değişmesi gerektiği, atılım yapılarak yenilenme arzusu duymamızı sağlatarak açığa çıkar. Kendisini keşif etmeye motive bulabilmesi için insanın, yaşadığı bunalımların eski öğrenmelerle çözülmeye yetmeyecek kadar ilkel kalan duygu ve davranışlarını fark etmeye başlaması ile olacaktır. Tüm bu süreç kendi içindeki anlamlı bütünlüğüyle, psikoloji biliminde araştırmaya yönelmiş profesyonel tarafından kolayca fark edilecektir. Bu farkındalıklarla şekillenmiş psikoterapi çalışmalarında, danışanın menfaatine yönelik organize edilerek kullanılacak terapi araçlarından birisi haline dönüştürülebilmeye müsaittir. Gündelik hayatın spontane akışı içinde insanlar bu döngüyü fark edebilecek kadar, kendi içsel analizlerine yönelemezler. Bu yönelmeyi yapabilecek kadar istekli olabilmeleri için kritik ve yıkıcı, dağıtıcı hayat olaylarına maruz kalmaları gerekir, hayat olaylarının yaşantısı ister kadere dayalı oluşsun, ister rastlantısal olsun, isterse bilinçaltı ve bilinç üstünün manipülasyonları ile şekillenen kurgulanmış, fark edilmeden hazırlanmış insan davranışlarıyla oluşsun değişim için gereklidir. Kişilik olgunluğa ulaşabilmek için hayatın inişli çıkışlı yaşantılarına maruz kalarak zorlanmak zorundadır. Zorlamanın baskıcı, bir o kadar da itici gücü alışkanlıklarla örülmüş, beton kadar sertleşecek kadar kalıplaşmış yaşama şeklinin yerine daha işlevsel olanı getirebilmek için gerekli olan irade gücünün oluşmasında, bilinç sıçramasının gerçekleşmesinde çok önemli etkiye sahiptir.

Eskilerin dervişleri, dergâhtan ayrılırken birbirlerine belan bol olsun diye dua ederlermiş. Genelde edilen duaların latif yönüne alışık olan kulaklarımız, belayı temenni eden şekli karşısında yaşanılan ilk şaşkınlığını atlattığında asıl anlamını fark etmeye başlıyor. O zamanların alimleri şunu fark etmişler ki, durağan ve stabil yaşantı insanın gelişimini sekteye uğratıyor. Başlangıçta boş bir levha kadar temiz olan bebeğin zihni yaşam içinde maruz kaldığı yaşantılarla zihinsel yapısını inşa etmeye başlıyor. Genetik dürtülerinin de etkisi altında geçirdiği bu sürecin sonunda andaki kendisini tanımasını sağlayan özelliklerini ediniyor. İçinde varlık bulduğu toplumun, ailenin değer yargılarından edindiği kayıtlamalarla kendisini zan ettiği bütünlüğü belli zaman sonra yetmemeye başlıyor, daha fazlası gerektiğini bilerek gelişimin sonsuz macerasını atılmak istiyor merakçı bilinci. Bu atılımın ilk şartı olan konfor alanından çıkma iradesini gösterebilirse bilinç, köklü zihinsel değişimlerin yaşandığı dış dünyanın farklılıklarından öğrendikleriyle kendisini yeniden inşa edecektir. Gelişimin karşısındaki en güçlü düşman durağanlıktır. Bu durağanlığın yıkılması gerektiği bilincinde olan dervişin bela arayışı, belanın insanı konfor çemberinin dışına iten, yeni öğrenmeler sağlayan, sorun çözme becerilerini geliştiren vurucu hisleri oluşturabilmesindendir.

Bu yönleriyle insanın kişilik oluşum süreci zaman içine yayılmış, bir çok farklı dinamikten etkilenen, genetik kodların dürtüselliğinden etkilenen, çocukluk kazanımlarıyla şekillenen karakter yapılarından motivasyon bulan bir yapıdadır. Bu farklılık içinde kişilik adına asıl olan dengeli hali sağlamak, kişilerin geliştirmiş olmaları beklenen iç görü yetenekleri ile mümkün olacaktır. İç görü gelişimi en basit anlatımıyla, insanların kendilerine yukardan tarafsız bir göz ile bakabildikleri, yaşadıkları sorunların girdabında boğulmadan sağlıklı ruhsal yapılarını harekete geçirerek eski denge haline kavuşmak adına gösterilen çabanın kaynağını oluşturur. Kişilik gelişimi ve kişilik bozuklukların sağlıklı olana değişebilmesinde en önemli araç kişinin geliştirmiş olduğu iç görüsüdür. Rüzgarda amaçsızca savrulup gittiği yönü kestiremeyen bir yapıdan, esen rüzgarın en sert gücüne dahi katlanarak savaşma iradesi ise iç görü sahibi insanın en önemli silahı ve farkındalığıdır. Kişilik ile alakalı konuda, bahsi geçecek en önemli kavram farkındalık geliştirmenin diğer bir adı olan iç görü sahibi olmaktır. Farkındalık geliştirmek kişilik bozukluğu problemlerinin panzehiri olma haliyle psikolojik rahatsızlıklarda tedavi edici öneme sahiptir.

Saygı ve sevgilerimle

Bi Nefes Psikolojik Danışmanlık Merkezi

(216) 331 23 25

Uzm. Klinik Psikolog Osman İLHAN

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İnsanın Kişiliğine Dair

Giriş Yap

Captcha!
Don't have an account?
Kaydol

Şifre sıfırla

Back to
Giriş Yap

Kaydol

Captcha!
Back to
Giriş Yap
İçerik Tipi Seç
Kişilik testi
Kişilik hakkında bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyenler için cevapların olduğu doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Kararlar verme ya da görüş belirlemek için anket
Hikaye
Gömülü ögeler, görseller ve biçimlendirilmiş metinler
Liste
Klasik listeler
Açık Liste
Açık Liste
Sıralama Listesi
Sıralama Listesi
Video
Youtube, Vimeo, Vine gömülü videolar
Ses
Soundcloud & Mixcloud
Resim
Fotoğraf & GIF