Perşembe , Şubat 22 2018
Ana Sayfa / Köşe Yazıları / Psikoterapide Bir Doğu Hikayesi

Psikoterapide Bir Doğu Hikayesi

Bir Doğu Hikayesi: Fukushima’ da Psikoterapi Çabası

Travma sonrası suskunluk. Fukushima’ da yaşanan felaketlerden sonra insanların verdiği tepki bu şekilde özetlenebilir. Uzun tarihi boyunca susmayı, kabullenmeyi, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde tutmayı öğrenmiş bir toplumda ruh sağlığı hizmetlerini sunmaya çalışmanın, psikoterapi yapmanın zorluğu. Japonya’da yaşayan meslektaşlarımın felaket sonrası Fukushima’ da psikoterapi üzerine yaşadıkları tecrübeleri kısaca paylaşmak istedim.

Yaşanan felaketlerden sonra herkesin beklentisi bölgede ilk etapta kriz müdahalelerine olan gereksinimin ve sonrasında ise ruh sağlığı çalışanlarına olan ihtiyacın artacağı konusundaydı. Psikoterapinin Japonya’da hatırı sayılır bir gelişmişlik düzeyi de bulunmakta. Japonların kendilerine has terapi modelleri haricinde, Amerika’nın etkisiyle popüler olan bilişsel davranışçı psikoterapi yaklaşımı modellerinde psikoterapi eğitimi almış alan bir çok profesyonel bulunmakta.

Resim Bölgedeki ruh sağlığı hizmetleri sunan meslektaşlarımın bana naklettiği tecrübeleri ve kendi Japon meslektaşımla birlikte yapmış olduğumuz psikoterapi uygulamalarından edindiğim izlenim, psikoterapi anlayışının, Türkiye’de olduğu gibi, genelde psikolojik danışmanlık ile karıştırılıyor olduğu. Psikoterapinin aksine, psikolojik danışmaya gidiyor olmak çok daha az damgalanıyor toplumda. Psikoterapi uygulamaları psikiyatrik tedavi almak gibi görülürken, çok daha basit şeyler için de psikolojik danışmana gidilebileceği, dolayısıyla bu hizmetleri alanların çok ağır psikolojik hastalıklara sahip olmadığı önyargısı var.

İki senedir Fukushima bölgesindeki psikolojik yardım uygulamaları üzerine doktora tezini yazmakta olan bir arkadaşım, tezinin konusu olan “Fukishima’ da Psikolojik Destek Uygulamalarını”,  “Neden Fukushima’ da insanlar yardım almıyor, konuşmuyor olarak” değiştirmem gerekecek sanırım diyerek serzenişte bulunuyordu.

Mutlaka ki Fukushima’ da felaketlerden sonra yaşanan yardım krizleri, insanlara yapılan sigorta ödemelerindeki kriterleri belirlenme şekilleri,  bir çok insanda haksızlığa uğratılmış hissi yaratmakta ve belirsizlik ortamını körüklemeye devam etmekte. Bu konuda yaşadıkları, bizde 1999 deprem felaketinden sonra yaşanan yardım rezaletlerinde olduğu gibi, devletin acizliğini  ortaya koyuyor. Bir yandan da kulaktan kulağa yayılan bir çok dedikodu bulunmakta. Örneğin, patlamadan sonra nükleer santralda temizleme çalışmalarına katılan ve “kahramanlar” olarak lanse edilen işçilerin, aslında mafya tarafından şirkete sunulduğu ve pek o kadar gönüllüde olmadıkları gibi.

Konuşmama prensibi hem psikolojik yardıma ihtiyacı olan bireylerde, hem de bölgede yaşayan sağlık çalışanlarında hakim. Dolayısıyla sağlıklı bilgi almak oldukça güç.

Fukushima’ dan sesler adlı güncel bir videoda psikoterapist ve barış sözcüsü olan meslektaşım Jay W. Yamashiro, Fukushima’ da iki psikiyatristin bu konudaki tecrübelerini soruyor. Yaptığı görüşme boyunca psikiyatristlerin konuşurken çok da rahat olmadıklarını ve çok dikkatli eleştiriler ortaya sundukları görülüyor.

Fukushima’ da Psikoterapi ve diğer ruh sağlığı konuları ile ilgili şu kısa gözlemler yapılabilir:

  • Yapılan tazminat ödemelerindeki haksızlığa uğramışlık hissi insanlar arasındaki dayanışmaya ket vurmakta. Bir çok insan bunu kendi içinde yaşıyor ve büyük ses getiren itirazlar yok.
  • Felaketten sonra toplumda yaşanan stres ve bunun muhtemel sonuçları konusunda bir bilinç oluşmamış.
  • Psikiyatrik tedaviye karşı olan önyargılar yardım almayı güçleştiriyor.
  • Hastalar genelde sağlık kurumlarına psikosomatik tepkiler oluştuktan sonra, psikiyatriye değil diğer uzman doktorlara başvurmaktalar.
  • Ailede görülen, birey ve ailenin diğer üyeleri arasındaki sınırların kaybolması, grup, politika ve ekonomi sınırlarında da görülebiliyor. “Ailen için, toplum için yaşamalısına”, aşırı vurgu yapılıyor.
  • Toplumda bir çok insanın yakınını kaybetmesinden sonra, bir çok da boşanma vakası yaşanmış. Bunun temelinde, radyasyonlu bölgeyi terk etmek ve kalmak konusunda eşlerin farklı kararlar vermesi. Bu yüzden insanlar karşılaştıkları yakınlarına eşin, ailen nasıl gibi sorular sormaya imtina ediyorlar. Boşanmaların ve aile dağılmalarının etkisi bu şekilde sosyal iletişime de yansıyor.

Yani yine susuluyor…

Yazar: Psikoterapist Fatma Tuba AYDIN

www.tuba-aydin.com

Bu da var!

Sosyal Medyanın Mutluluğunuzu Etkilemesine İzin Veriyor musunuz?

Dünyada 2 milyara yakın insan sosyal medyayı kullanıyor. ABD nüfusunun ise yüzde 80’inin en az …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir