Ana Sayfa / Köşe Yazıları / Psikoterapist Olmanın Güçlükleri Nelerdir?

Psikoterapist Olmanın Güçlükleri Nelerdir?

İnsanlara yardım edebilmenin verdiği mutluluk, esnek çalışma saatleri, kendi patronunuz olabilme şansı ve her gün bir çok farklı insanla çalışabilmenin zenginliği dışında psikoterapi mesleği bir çok zorlukları da beraberinde getirir. Türkiye’de yaşayan psikoterapist meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerde çoğunlukla ülkemizde psikoterapi yasasının olmayışı, mesleğin tam olarak kabul görmeyişi gibi konularda serzenişler duyuyorum. Dünyanın en kapsamlı Psikoterapi kanunlarını barındıran ve mesleğimizin oldukça değer gördüğü Avusturya’da psikoterapist olarak çalışan biri olarak, henüz Türkiye’de çok gündeme gelmeyen, bu mesleğin kendi doğasından kaynaklanan zorlukları sizlerle paylaşmak isterim.

!!! Yazdıklarımı okurken, standart bir psikoterapistin Avusturya’da tam zamanlı olarak haftada ortalama otuz danışan aldığını ve genellikle tek işte çalıştığını (ekseriyetle kendi bürolarında) hesaba katmanızda yarar var.

Psikoterapi mesleği bir süre sonra büyüsünü yitirmeye başlayabiliyor

Şahsi kanaatime göre psikoterapi mesleğinde en çok karşılaşılan problem bir süre sonra büyüsünü yitirmeye başlıyor oluşu.

Psikoterapi eğitimi sürecime ilk başladığım günlerde, Viyana’da süpervizörlerim arasında en tecrübeli olan değerli hocama bir psikoterapistin mesleki evreleri nasıl oluyor sorusunu yönelttim. Bana bir terapist ilk evrede öğrenmek, ikinci evrede para kazanmak, üçüncü evreye geldiğinde ise artık danışanlarıyla muhabbet etmek için yapar psikoterapi demişti. Gerçekten eğitimlerine büyük ilgi gösterilen bir mesleğe sahibiz. Hele de süpervizyon altında danışan alma yetkisi kazandığımızda büyük bir onur duyar ve heyecanla başlarız işimize. Bu ilk aşamada her danışanımızdan bir çok şey öğrenir, tecrübelerimizi geliştiririz.

Bu ilk dönemi bitirdikten sonra iki büyük tehlike bekler psikoterapistleri. Bir çok psikoterapist arkadaşımda gözlemlediğim artık mesleklerini eskisi kadar heyecan verici bulmamaları. Sürekli benzer vakalara bakan psikoterapist kendini otomatik pilota bağlanmış gibi hissetmeye başlayabilir. Çünkü artık mesleğin başında ki kadar kendilerine çok şey katıyor hissetmezler. Belli bir platoya ulaşmışlardır. Öğrenme süreci bitmemiştir ama ivmesi büyük ölçüde azalmıştır. Psikoterapist olarak ilk çalışmaya başladıklarında bir çoğu ücretsiz yada çok düşük ücretle danışan alırken, artık giderek daha az problemleri olan ve daha yüksek ücretler ödeyen danışanlar almak isterler. Fakat ekonomik olarak daha iyi bir konuma gelmek, öğrenmenin kazandırdığı tatminin yerini alamaz.

İkinci tehlike ise özellikle mülteciler, çocuk koruma vakalarında ki aileler ve kadın sığınma evlerinde yaşayan bayanlar gibi ağır travma geçiren danışanlarla çalışan terapistlerin sıklıkla tükenmişlik sendromu yaşamalarıdır. Bir yandan savaş bölgelerinden gelmiş travmatize insanlarla çalışmanın verdikleri zorlukları görürken, hiç bitmeyen problemlerin altında eziliyormuş gibi hissederler. Her gün travma geçirmiş insanları dinleyerek ister istemez bunların bir kısmını içlerine alırlar. Yakın bir terapist dostum, pek çok travmayı yuttuktan sonra, şu şekilde serzenişte bulundu; “Hiç bitmiyorlar, yeniden ve yeniden şiddet gören kadınlar. Artık psikoterapist olmayı bırakıp eylemci olmak, sosyal projelerde görev yapmak istemiyorum. Terapi yaparak çözemeyiz bu sorunları”.

Psikoterapi mesleği rutinleşmeye yada psikoterapist tükenmeye başladığında neler yapabilir?

  • Psikoterapi mesleğini yarı zamanlı olarak yapmak. Bu bir çok uzmanın rahatça yapamadığı bir durumdur. Farklı işlerde bölünmek psikoterapist için güç olabilir.
  • Farklı psikoterapi hizmetlerine yönelmek; grup terapisi, aile terapisi vb.
  • Psikoterapi öğrencileri yetiştirmeye başlamak için süpervizörlük eğitimlerine başlamak.
  • Tükenmişliği engellemek için süpervizyon seansları ve bireysel farkındalık eğitimine devam etmek.
  • Psikoterapide elde edilen tecrübeleri başka alanlara taşımaya başlamak. Psikoterapistler organizasyonlara danışmanlık yapmak ve diğer uzmanlara destek vermek gibi bir çok çalışma alanlarına yönelebiliyorlar. Örneğin farklı meslek gruplarının psikolojik hijyenlerini sağlamaları konusunda süpervizörlük yapmak gibi. Bu meslekler arasında hemşirelik, anaokulu öğretmenliği, mezar işleriyle uğraşanlar, polisler, sosyal çalışanlar gibi alanlar geliyor.
  • Sosyal misyonlar üstlenmek. Örneğin farklı eğitim kurumlarında eğitimler sunmak, ebeveynleri bilgilendirmek vb.

Psikoterapi mesleği çoğu zaman yalnız bir meslektir

Denizin ortasında susuz kalmak gibi, bir çok terapist bütün gün danışanlarıyla konuşurken kendilerini yalnız hissederler. Ofis ortamında çalışıp iş arkadaşları olan mesleklerin aksine, bir çok terapist ofisinde yalnız olur ve burada danışanlarını kabul eder. Avrupa’da sekreteri olan bir terapiste hiç rastlamadım. Buna gerek görülmez, madden karşılanması çok güçtür ve terapistler danışanlarıyla direkt kontak içinde olmak isterler.

Bir terapistin yaşadığı yalnızlık hissini aşmanın en kesin çözümü başka bir terapistle birlikte ortak çalışmaktır (co-therapy). Bu şekilde özellikle evlilik terapisi ve aile terapisi hizmetleri daha etkili bir şekilde uygulanabilir. Birlikte uzun süreli çalışacak terapist bulmak genellikle güçtür. Bir çok zaman terapistlerin mizaçları birbirine uymaz. İçlerinden birisi seanslara hükmetmeye çalışabilir. Diğer bir zorluk ise danışanlar tarafından iki terapiste ücret ödemesi yapmanın güçlüğüdür.

Esnek çalışma saatleri yoğun ve karışık çalışma saatlerine dönüşebilir

Danışanlarım en fazla Cumartesi ve Pazar günleri, bunun haricinde hafta içleri geç saatlerde büroma geliyorlar. Özellikle aile terapisi uygulamalarında farklı öncelikleri olan bireyleri başka türlü bir araya getirmek pek mümkün olmuyor. Nadiren hafta için ve erken saatlerde insanlar terapiye gelme talebinde bulunuyor. Bu istek genellikle çocuklarını okula düzenli bırakan annelerden geliyor. Bazı terapistler bu problemi farklı fiyat uygulamaları yaparak yada kendi saat programlarına uymayan danışanları kabul etmeyerek aşıyorlar. İnsanların genel olarak çalıştıkları saatlerde çalışmamak sosyal ilişkilerini oldukça kötü etkiliyor insanın.

Kendi işini kurmanın zorlukları

Psikoterapistlerin klinik ortamlarda görev alması oldukça güç oluyor. Bu nedenle bir çok terapist kendi özel bürosunu kuruyor. Mesleğin tabiatı gereği yüksek ücretler harcanması gerekmiyor bu süreçte. Fakat bir çok hukuki ve maddi sorumluluklar gerektiriyor. Viyana Sigmund Freud Üniversitesinde bu süreçte psikoterapi eğitimlerinin sonlarına yaklaşan öğrencilere eğitimler veriliyor. Eğitimler nasıl evrak işlerini hallederek büro açılabileceği gibi bilgileri kapsıyor. Bürokratik sürecin dışında bir çok terapistin daha önceden bilmediği kabiliyetleri öğrenmesi gerekiyor. Bunlar arasında psikoterapi hizmetlerini pazarlamaları da geliyor. Bu konuda önerilebilecek olanlar arasında uzun bir süre ücretsiz yada çok uygun ücretlerle hizmet vermek, farklı kurumlarda stajlar yaparak diğer ruh sağlığı hizmetleri veren profesyonellerle irtibat içinde olmak, kişisel web sitesine sahip olmak gibi öneriler verilebilir.

Yazar: Psikoterapist Fatma Tuba AYDIN

www.tuba-aydin.com

Bu da var!

Hayattan Ne Umuyor ve Ne Buluyoruz?

Gündelik yaşantımız içerisinde zaman zaman hepimiz ne istediğimizi, hangi noktada, hangi işte, nasıl bir evde …

Bir yorum

  1. Psikolog-psikiyatrist ve psikoterapist arasinda fark var anlasilan.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir